Tag Archives: paskalya

“Biz Hrant Dink kadar cesur değiliz”

Standard

Agos gazetesi bundan 15 yıl önce bir grup Ermeni aydının bir araya gelmesiyle kuruldu. Onlardan biri de kartvizinde ‘soğutma ustası’ yazan Sarkis Seropyan’dı. Gazetenin Ermenice sayfalarının editörlüğünü yapan Seropyan “Agos hep sol ve eleştirel bir gazete olacak,” diyor

Sarkis Seropyan (75) bir gazeteci, tanıyanlar onu Türkiye’nin yaşayan en bilgili aydınlarından olduğunu düşünüyor. Onun en önemli özelliklerinden biri de 60 yaşında Agos‘un kurucu kadrosunun içinde yer alması. İlk sayısı 5 Nisan 1996’da yayımlanan ve bu yıl 15 yaşına giren Agos gazetesinin doğum günü vesileyle bir araya geldiğimiz Seropyan’la gazetenin ilk günlerine gittik. Ermeni kimliğinin işkence çektiği günlerde yayımlanan, Kürt meselesinin bile Ermenilere atfetildiği o günlerde bir grup insanın büyük bir cesaretle yayımlama kararı aldığı Agos, sözcük anlamıyla ‘sabanın suda açtığı ark’ anlamına geliyor. 1915’te askeri doktor olan büyük dedesini kaybeden, ailesinin büyük kısmı dağılan Sarkis Seropyan üç kuşaktır İstanbullu olan bir Ermeni. Ortaokuldan sonra okuyamamış ve ‘soğutma ustası’ olmuş. Ama bir yandan da okuyup yazmaktan hiç vazgeçmemiş. Ve 60 yaşında kendisini Agos‘ta anadilinde yazı yazarken bulmuş. Hrant Dink’in öncülüğünde ‘suyun aktığı yer’ imgesi ile 15 yıl önce başlayan Agos‘un hikayesiniCangülüm Anahit ve Kazben kitabının da yazarı olan Sarkis Seropyan’la konuştuk.

– Bundan 15 yıl önce Agos‘u çıkartmaya karar verdiniz. O günlere geri dönelim mi?
– Benim o zamanlarda bir dükkanım vardı, 1995 yılında Hrant Dink bana geldi ve ‘Bir gazete kuruyoruz, var mısın ağabey?’ dedi. Ben de hiç nazlanmadan ‘Varım,’ dedim. Birkaç arkadaşla birlikte aylık bir dergi çıkarmayı ve orada bir şeyleri yazmayı zaten istiyordum. O güne kadar günlük gazetelerde ve sanat dergilerinde Ermenice yazı yazmışlığım da vardı. Ama daha çok seyahat yazıları ve güncel meselelerle ilgiliydim, politik konulara girmezdim. Bir araya geldikten sonra kafamızda gazeteyi tasarlamaya başladık. Gazetenin ilk kurucuları tanıdıklarımdı zaten, yaşça hepsinden büyüktüm.

PASKALYA, DOĞUM GÜNÜMÜZ
– O isimleri hatırlayalım mı?
– Tabii iyi olur. (Elindeki fotoğraflara bakarak) Hrant Dink, Luiz Bakar, Harutyun Şeşetyan, Anna Turay, Sarkis Seropyan, Arus Yumul, Sendi Zurikoğlu, Diran Bakar, Setrak Davuthan, Nıver Lazoğlu ve birkaç kişi daha…

– Siz o zaman 60 yaşında mıydınız?
– 60 mı oluyor bakayım, 1935 doğumluyum evet 60 yaşımdaymışım. Bu saydığımız kişilerin dışında o fotoğraflara girmeyen, giremeyen, girmek istemeyen arkadaşlarımız vardı. İsim saymak gerekirse Anna Turay’ın iş arkadaşları, yazarçizerlerden Ümit Kıvanç, Kemal Gökhan Gürses, Ragıp Duran. Ve 96’nın nisan ayında artık gazeteyi çıkarmaya karar verdik. Birinci sayımızı bir Paskalya Bayramı arifesinde çıkardık. Bu yüzden de Agos‘un yıldönümü hep Paskalya Bayramı’nda kutlanır. Önümüzdeki pazar (bugün) hem Paskalya’yı hem de Agos‘un yaş gününü kutlayacağız.

– Özel bir 15. yıl programı var mı?
– Hayır, biz 19 Ocak 2007’den beri öyle coşkulu kutlamalar yapmıyoruz. En son 10. kutlamamızı hep beraber yapmıştık. Yılbaşına da yakın bir tarihti. Hrant’la son eğlencemizdi o. Vur patlasın çal oynasın Hrant’ı oynatmıştık o gün.

DÖRT SAYFA ERMENİCE ÇIKIYOR
– Agos yıllar içerisinde nasıl bir etki uyandırdı sizce Türkiye kamuoyunda?
– Agos ilk yayımlandığı zamanlarda biriki tanıtım toplantısı yaptık. O toplantılardan biri de Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılmıştı. Bu kokteyle Ermeni cemaatinden önemli kişiler geldiği gibi, Türk basınından da hayli etkili insan gelmişti. O günlerde kendimizi iyi tanıtabiliyorduk, insanlar kuyruğa girip abonelik kaydı yaptırıyordu. Ama o arada bizim cemaatimizden negatif bazı kişiler ‘Yahu ne kadar ömrü olacak ki böyle bir gazetenin, bir senelik abone olma, altı ay yeter, nasıl olsa altı aya kadar batar,’ diyordu. Hatta hiç gelmeyenler vardı, inkar edenler vardı, ‘Bunlar Ermeni alfabesine, Ermeni harflerine ihanet ediyor,’ diyenler vardı. Bir-iki sayıda biraz cesur sayılabilecek, devleti eleştiren yazılar çıkınca ‘Bunlar bir yerden güç alıyorlar, bunlar MİT yahu,’ bile dediler. İşin garip tarafı, biz bunları diyenleri tanıyorduk.

– Bunları Ermeni cemaati mi söylüyordu?
– Ne yazık ki hem de en ileri gelenleri. Bir ismi tepkilerimizle susturduk, hatta bayağı sert bir tepki göstermiş olmalıyız ki artık pek konuşmuyor. Ondan önce konuşur, yazardı. Bütün bunlara karşın, kimsenin adamı, kimsenin yakını olmadığımız için içimiz rahattı.

– Siz gazetenin Ermenice sayfalarının editörlüğünü yapıyorsunuz değil mi?
– Başlangıçtan beri Ermenice yazabildiğim için belki Ermenice sayfalarla ilgileniyordum. Ama zaman zaman başka sıfatlarım oldu, hatta yargılandım, ceza yedim. Bugün 24 sayfalık gazetenin dört sayfası Ermenice çıkıyor. Ve bu Ermenice çıkan sayfalar çeviri değildir. Ermenice sayfalarda özgün yazarlarımız var, onlar Türkçe sayfalarda yok.

Ermeni algısını değiştirdik
“Agos’un Ermenilerin Türkiye’de tanınmasına, en azından artık negatif değil de, pozitif tanınmasına büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Zaten en baştan beri amaçlarımızdan biri de buydu. 60 bin civarında olduğu tahmin edilen İstanbul Ermeni toplumunun (çünkü hiçbir nüfus sayımında Ermeniler sayılmamıştır) yüzde 80’i Ermenice okuyup yazamıyor. Bu yüzden Ermenice yayın yapan gazetelerin tirajı düşüyor ama Agos’un tirajı yükseliyordu. Çünkü Agos, Ermenice okuyamayan ama bu yüzden de kendilerini Ermenilerden uzak tutanları muhatap aldı. Karşı olanlar, küfredenler de yok değildi. Onlara bir sözümüz yok ama Ermeniyi düşman bilen dürüst insanlar Agos’u okumaya başlayınca kendisine öğretilenlerin yanlış olduğunu görüyordu. O günlerde Hrant ‘Oraya sakın gitme,’ denilen yerlere gitmiş, önce yuhalanmış ama sonunda oradan sarmaş dolaş çekilmiş fotoğraflarla ayrılmıştır. Bu, Agos’un tutumu sayesinde oldu ve Hrant’tan başka biri buna cesaret edememişti, ondan sonra da kimse ceserat edemedi. ‘Agos değişti,’ diye bir kanı varsa şundandır: Agos’un değiştiğini zannedenler Hrant’ın olmadığını fark edenlerdir. Biz Hrant kadar cesur değiliz galiba.”

Saldırganları pencereden izliyorduk
– Agos’u çevreleyen bir baskı, kuşatma süreci başladığında Agos çalışanları olarak neler yapıyordunuz?
– Pencereden izliyorduk onları. Her hafta yeni bir grup geliyordu. Bir gece ansızın geleceklerini söylüyorlardı, ‘ya sev ya terk et’ diye bağırıyorlardı. ‘Ya sev ya terk et’ sözü beni çok kızdırıyor. Çünkü ben kimsenin sevgisini ölçemediğime göre, kimse de benim sevgimi tartamaz. Bu söz dağda taşta, duvarda, her yerde karşıma çıkıyor. Bir keresinde Tunceli’de bile karşıma çıktı. O cümleyi görünce ‘Benim geleceğimi nereden duydunuz da, bunu yazdınız?’ diye takıldım, o sırada orada olan bir Kürt ‘Onu senin için değil, bizim için yazdılar,’ demişti. Geçen sene Van-Çatak karayolunda gidiyorduk, yeni yakılmış henüz dumanları tüten bir ormanlık alan gördüm. ‘Yangın mı çıktı?’ diye sorduğumda jandarmanın yaktığını öğrendim. PKK artık orada saklanmasın diyeymiş. Bunlar mı seviyor şimdi vatanı, ormanını yakan vatanını sevebilir mi? Biz gerçekten seviyoruz burayı, artık sağır sultan bile duydu bunu.

– Agos’un isim babası kim?
– Agos’un ismini gençler koydu esasında. Gençleri topladı bir gün Hrant: ‘Agos mu, Parev mi?’ diye sordu. Agos’un kelime anlamını öğrenince, ‘Agos olsun,’ dediler. Ama hakkını yemeyelim Agos ismini ilk ortaya atan o dönem Ermenice sayfalarını yapan Rupen Maşoyan’dı.

– Bundan sonrası için hedef ne?
– Yolumuza aynen devam ediyoruz. Bir gün Hrant’la konuşurken ‘Agos’un önemini sen bile tam olarak anlayamadın ağabey, gün gelecek anlayacaksın. Agos’tan önce ve sonra diye iki milat olacak,’ dedi. Dediği doğruydu ama ben o sözü biraz değiştiriyorum artık ‘Hrant’tan önce ve Hrant’tan sonra’ diye. Evet Agos’la çok şey değişti ama bunlar Hrant’la değişti. Biz yine Agos’u Hrant’ın çizdiği yoldan devam ettirmeye çalışıyoruz; yani sol, eleştirel ve her zaman inandığı doğruları savunan bir gazete olacağız.

 

17.04.2011 Müjgan Halis

http://www.sabah.com.tr/Pazar/2011/04/17/biz-hrant-dink-kadar-cesur-degiliz

 

 

  • 17.04.2011

Zadig (23.03.2008)

Standard

Zadig

Kirmizi yumurta, cikolata tavsan, paskalya coregi

Burada daha 12 olmadi saat. Yani hala Pazar. Yani hala Zadig…

Demek ki daha gec kalmadim kutlamaya…

Yilbasi/Noel zamani da ayni duygular icindeydim… Eski gunlere bir ozlem oluyor insanin icinde boyle gunlerde…

Yaslaniyor muyuz ne???

Ozlediklerimi siralayinca coook eskilere gittim…

Hala insanca duygularin varolduguna inanilabilen gunler….

Elimizde yumurta-coreklerle muslumani-hristiyani ayirt edemedigimiz ve kapi kapi dolasip dagittigimiz, karsiliginda baska renklere boyanmis yumurta ve cikolatalara sahip oldugumuz gunler…

Deyim yerindeyse ‚silah zoruyla’ gidilen ‚buyuk’ ziyaretleri (gnkamayr, aile buyukleri) ve kiliseler…

Khtum gecesi yayanin evinde yenilen topigin, midya dolmasinin tadi…

Rahmetli Hayganus Morak’in ‚teped tnem gi dzagi’ diye dalga gectigimiz pirinci bol, sapana tas olarak da kullanilabilecek sertlikteki zeytinyagli yaprak sarmalari…

Yayamin zerdesi…

Eve senede 2 (Zadig-Dznunt) giren pastirmayi gorunce gozleri isil isil olan rahmetli Roza yayamin huzur veren yuzu…

Buyuklerin agir gun dedikleri avak urpat’ta yapilmayan isler listesi…

Avak hinksapti gunu viktorya kumas boyasiyla, kalaylanmis kocaman eski bir bakir tencerede ozene bezene boyanan, sonra da yagli bir bezle parlatilan yumurtalar…

Pastaneci Ercan Abi’nin malzemelerini verdigimiz corekleri orup firininda pisirerek evlere servis yapmasi…

Pazar gunu kilisede karsilasilan o heyecanli kalabalik…

Rahmetli Snork Badriark zamaninda girmeye destur olmayan badriarkarana girip de elini opmem, karsiliginda koro uyelerine verilen yumurtaya ortak olmam ama rahmetlinin ‚aaar ar paytz meg had ar’ demesi (feci yozgatliydi rahmetli, isiklar icinde yatsin)…

En cok sogan kabuguyla boyanmis o kahverengi-turuncu arasi renge burunmus yumurtalar huzunlendirirdi beni… Sanki yumurta boyasi alacak parasi olmayanlar, fakirler soganla boyarlardi yumurtayi… Ne biliyim kucuktum iste oyle gelirdi bana…

Sonra 2001 Zadigi… Yeni tanistigim ‚sozlu’mle ilk, ailemle son Zadig’im…

Daha devam edebilirim, ozlemini duyduklarimi sayfalarca yazabilirim ama burada bir nokta koyayim…

Hersey gibi Zadig de eskiden daha guzeldi.

Bu sene kapidan baktirip kazma kurek yaktiran Mart’a denk gelmesi sonucu burada lapa lapa karli bir zadig yasadik…

Eski gunlere ozlem kendimizde de basgosterdi. Eskiden suslenip puslenip hazirlandigimiz Khtum/Zadig yerini esofmanlarla oturdugumuz bos bir tatil gunune birakti.

Buyukler telefonla, arkadaslar sms/mail/facebook’la kutlanacak bu zadigde de, tipki son yillarda oldugu gibi… Bir de ‚Krisdos haryav i merelots/orhnyal e harutyun Krisdosi’ diyecegiz 2000 yildir ayni seyi dememize ragmen yeni bir mujde verirmis gibi de sevincli olacagiz bu gun de…

Zadig, Gagant, Dznunt olsun, eski gunlere ozleminiz artmasin… Her gelen sene bir oncekini aratmasin…

Renkli yumurtaniz, cikolataniz, coreginiz ve en cok da mutluluk ve umudunuz bol olsun bu Zadig…

Adet yerini bulsun, ben de soyliyim, eksik kalmasin
Krisdos haryav i merelotz
Orhnyal e harutyun krisdosi

23.03.2008