Tag Archives: özlem

Darmaduman

Standard

Bildiğin gibi değil hayat beybaba. Sikip duruyor geçmişimizi geleceğimizi. Bugün yine bir cenazedeydim. Eh, rüyamda diş(çi) görmemin bir bedeli olmalı, herdaim… Cenazede bir babayı gömdük. Tornun, büyük sıpa, mezar başında meraklı meraklı bakındı. Sonra Arsen ona çiçek verdi, attı tabutun indirildiği çukura… Sonra herkes kürekle toprak attı. Gözümün önüne oğlunun bir cinnet ertesi, cenazende, mezarına toprak döküşü geldi. Mağrur, gururlu, dimdik.. Buradaki cenazeler pek bir boktan babişko, insanın duyguları hareketlenemiyor bile. Bu duygusuzlukta, cymbalta etkisinde dahi mezarlıkta kopmayı başardım. Nefesim kesildi birden, tabut çukura indirilirken. Kalbim çok atmaya başladı. Bir de yanaklarım ıslandı. Arman mendil verdi, anırmaya devam ettim. Yengenin üzeri taş kaplanmış mezarına tornun su döktü. Eğer öte taraf varsa, o orada da kahkaha atarken koltuktan düşüyordur, garanti… Seni bulmuştur belki, “ahparııııım” diye sarılmıştır. O da sen yaşta gitti, bugünkü de.. 80de var bi keramet. Olmayaydı eyiydi…

Küçük tornun birinci sınıf oldu. En kaliteli, 1. sınıf! Sürekli kulaklarını çınlatıyoruz. Büyük sıpa besilendi iyice, diyete sokucam, haşlanmış kabak… Ne severdin(!)… Laf lafı açıyor ya, büyük, “artık Sarkis Dede’min sevdiği yemekleri yiyeceğim, onu hiç unutmayacağım, o da sevinecek” dedi. Küçük cadı, Salkım Hanım’ın Taneleri filmindeki cenaze sahnesinde kayışımı kopardı. Tabut=güzel kutu…

Yemek dedim de, bugün yeni bir yemek denedim. Hem bugün perşembe, olaydın Skype’tan tarifi verirdim, sen de denerdin ilk fırsatta… Hiç es geçmedin verdiğim tarifleri. Kore turşusu bile yaptın be… Kendinden de birşeyler katarak elbette. Ben de öyle yaptım. Tarifte olmayan en az 5 eleman kattım tarife. Tadına bakmadım ama koku güzel. Urpatakhos damadın da khorovadz yaptı kendince.

Aklıma ne geldi biliyor musun? Hasta olduğunu duyunca ilk gelişimde, sana bissürü sosis, salam getirmiştim, en sevdiklerinden. Cenazene gelişimde paketler açılmadan dolaptaydı ya, nasıl canım acıdı… Çok seversin diye en azından bir lokma yersin diye düşündüydüm… Daha çok şey düşündüydüm de olmadı… Adam gibi vedalaşamadım bile, ben çıkarken, ayaklarım geri geri, sen uyuyordun… Son görüşüm olduğunu bilsem öyle kuru kuru öper gider miydim? Gider miydim? Kalaydım keşke… Keşke…

Lodos vurgunu balıklar gibiyim baba… Nasıl darmadumanım, nasıl perperişan. Hala siyah giyiyorum evet. Ve eminim sen de çok dalga geçiyorsun. İçim karayken dışarımı renklendirmek ikiyüzlülük gibi geliyor, başaramıyorum. Yokluğun göğsümde bir taş, kaldıramıyorum oradan, onunla yaşamayı hiç kaldıramıyorum zaten… Koydun gittin ya, sözler, tarifler, muhabbetler, gezmeler, gülmeler yarım kaldı ya, yarım kaldım ben de. Nefessiz kalmış gibiyim suyun dibinde. Suyun yüzüne de çıkamıyorum tüm çırpınmama rağmen. Ayın 28i geliyor, devirdik mi sensiz 5 ayı? Her gün daha da ağırlaştı mı göğüsteki taş?
 
Dedim ya, hayat sınıyor bizi bu ara ve sanırım artık her ara. Sezen hislerimin tercümanı, içdökümlerimin dışa vurumu. Acıtırken yokluğun, şükrettiriyor varlığın, tadına varamamış olsak da. Gidişine alışmak mı? Henüz çok uzakta o. Olacak, herkes nasıl beceriyorsa, elbet bir gün. Ama bu gün, pek bir darmadumanlık hakim gelmişime geçmişime… Ne desem boş. Söz Sezen’e bırakılır…

sende de iz kaldı mı bu talihsiz hikayeden?

dayanıyor mu kapılarına anılar aniden?

göğsünü sıkıştırıyor mu zaman zaman?

hiç faydası yok bilsem de, gitti giden..

içilmiyor acıdan dünya yanıyor görüyor musun?

kendi acına gömülmekten mahçup oluyorsun.

günden kovsan geceden giriyor bıçak gibi hasret,

uykularında çığlık çığlığa çağırıyorsun..

gel, gel ne olur gittiğin yerden,

hayat çok sert çekilmiyor sensiz.

gel, gel ne olur gittiğin yerden,

hayat çok sert katlanmak zor sensiz.

bir dua gibi adını tekrarlıyorum,

ateşe verdim ömrümü yakıyorum

  

Advertisements

Özlem

Standard

Bir gülüşe koca bir anlam yüklemek…
Bir kelamdan bir roman yazmak…
Bir selamla bir günü aydınlatmak…
Bir vedayla bir günü sonlandırmak…
Bir umuda bir hayat yüklemek, yüklenen tek şey hayalken…
Hayali hayat sanmak…

Yıllar olmuş sen benden gideli sanırsın. Bir asır geçmiş sanki son muhabbetin üstünden. Daha da bir muhabbete yeltenememişim ondan sonra da zaten. Son denememdi… Denedim, yanıldım, dersimi aldım, daha da denemem.

İyi Ki Doğdun Hrant…

Standard

Erguvanlarla başlamıştı bu büyük aşk bir caninin kurşunuyla yarım kaldı

Ersin KALKAN

28 Ocak 2007

Salı sabahı Halaskargazi Caddesi’nde Hrant Dink’i uğurlamak için toplanan on binler, Türkiye ve Ermenistan’ın tüm kentlerinde ekran başında toplanan milyonlar, soluğunu tutup onun konuşmasını dinledi.
Read the rest of this entry

Gurbette Hasret

Standard

‎”Bu şehir güzelse, senin yüzünden.”

(Nazım Hikmet)


Gurbetin en can yakıcı yanı, nerede olduğunu unutmaktır. Hani, mesela yolda yürüyorum. Kendimi İstiklal’de sanıyorum bir an, dalgınlık işte. Öyle bir kalabalık da yok ama insan nerede mutluysa orada sanır ya kendini çaresiz kaldığında, kulağımda Erol Evgin, işte öyle bir şey diye şakırken, böyle bir kısır döngüde yaşamak. Özlemlerine yenik düşmek ve nerede olduğunu unutunca, yanından geçenlerin konuştuğu yabancı dili duymak, birden irkilmek ve acı içinde aniden nerede olduğunu hatırlamak. O ‘yabancı dil’ var ya, bir tokat gibi çarpar insanın suratına o an. Soğuk duş, beklenmedik bir anda gelen kuvvetli bir şamar, aniden güzel bir rüyadan uyanmak gibi.. Hani ayrılık, ölüm, yoksuzluk, hepsi birbirinden beter ama gurbette olan, hem ayrılıktan, hem cenazeye katılamadığı ölümlerden, hem yoksuzluktan ölür.
Read the rest of this entry

Ya o gun gelirse (16.04.2007)

Standard

Birine ‚elveda’ demek mi zor yoksa ‚görüşürüz’ demek mi? Ya görüşürüz dediğin kişiyle bir daha görüşemezsen?

Bayram ziyaretlerinde ev ziyaretlerinden çok mezarlık ziyareti yapmak zorunda kalıyorsa insan, artık ölüm hakkında düşüncelere, hem de en kötülerine sahip olması kaçınılmazdır.
Read the rest of this entry

Ada (31.05.2007)

Standard

Aşağıdaki blogda gezinirken içlendim birden…

http://gezenti.blogcu.com/


Bir adalı olarak yazılarını okuyunca adayı ne kadar özlediğimi hatırladım tekrar…

Gezenti topu topu bir hafta gitmeyerek bir yazı yazmış da…

Benim adaya son ayak basmamın üzerinden 1 yıl geçti neredeyse…

Daha önce de 3 koca sene ayrı kaldım canım adamdan…

İçim acıdı dersem yeridir…

Adaya adım attığımda, o deniz-yosun karışımı ada kokusu, yağmur varsa çam agaçlarının ve toprağın o nemle karışan nefis kokusu, iskeledeki büfenin o iğrenç salçalı sosisli sandüviçi, dönercinin tüm gün güneş altında çevirmesine rağmen nefis görünen döneri, rahmetli bakkal Hristo’nun en az 15 kediyle koyun koyuna yatan kangal-kurt kırma köpeği, çok yorucu ada yokuşlarından çıkmayı tamamlayınca arkamı dönüp yukardan denize baktığım andaki huzur, evin balkonundan baktığımda solda Eminönü, karşıda Bostancı-Maltepe, sağda Adalar, arkada da orman olduğunu bilmek ve gözümün alabildiğine bu güzelliğe bakabilmek… Bir duble rakı ve balık eşliğinde, veya bira-patates, hiçbiri mi yok, yak bir sigara manzaraya, doya doya iç martılar sana serenat yaparken karşı çatıdan…

Çok özleniyor ada çooook…

(31.05.2007)

Not: Güncellemek gerekseydi, 2 yıl oldu diyecektim… Koskoca 2 yılı adasız geçirebilmişim… Yuh…

Lâl Olmak Yine

Standard

 

Seni ararken
Kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm

Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin

Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben

Hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal..!
Ben bir kısrak gibi
Gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal…

 

 

Anahid Terziyan, Anne Yarı’m

Standard

“Ölüm hayatın en büyük gerçeği de olsa nasıl yakışmıyor dünyaya…
Geriye gerçekten yaşayabildiğin zaman dilimi içinde “nasıl” yaşadığından başka sonuç kalmıyor… ”
(İclâl Aydın)

Ölümlerle yoğrulmuş bir toplumun en açık yaralarıdır ölüm haberleri. Her ölümde eksiliriz biz. Her gidenle bir parçamız daha giderken, ölümü kabullenmeyi, büyümek, olgunlaşmak, pişmek olarak adlandırsa da lügatlar, apaçık bir eksilmedir bu. Hem de ne eksilme…
Read the rest of this entry