Tag Archives: içdökümü

Darmaduman

Standard

Bildiğin gibi değil hayat beybaba. Sikip duruyor geçmişimizi geleceğimizi. Bugün yine bir cenazedeydim. Eh, rüyamda diş(çi) görmemin bir bedeli olmalı, herdaim… Cenazede bir babayı gömdük. Tornun, büyük sıpa, mezar başında meraklı meraklı bakındı. Sonra Arsen ona çiçek verdi, attı tabutun indirildiği çukura… Sonra herkes kürekle toprak attı. Gözümün önüne oğlunun bir cinnet ertesi, cenazende, mezarına toprak döküşü geldi. Mağrur, gururlu, dimdik.. Buradaki cenazeler pek bir boktan babişko, insanın duyguları hareketlenemiyor bile. Bu duygusuzlukta, cymbalta etkisinde dahi mezarlıkta kopmayı başardım. Nefesim kesildi birden, tabut çukura indirilirken. Kalbim çok atmaya başladı. Bir de yanaklarım ıslandı. Arman mendil verdi, anırmaya devam ettim. Yengenin üzeri taş kaplanmış mezarına tornun su döktü. Eğer öte taraf varsa, o orada da kahkaha atarken koltuktan düşüyordur, garanti… Seni bulmuştur belki, “ahparııııım” diye sarılmıştır. O da sen yaşta gitti, bugünkü de.. 80de var bi keramet. Olmayaydı eyiydi…

Küçük tornun birinci sınıf oldu. En kaliteli, 1. sınıf! Sürekli kulaklarını çınlatıyoruz. Büyük sıpa besilendi iyice, diyete sokucam, haşlanmış kabak… Ne severdin(!)… Laf lafı açıyor ya, büyük, “artık Sarkis Dede’min sevdiği yemekleri yiyeceğim, onu hiç unutmayacağım, o da sevinecek” dedi. Küçük cadı, Salkım Hanım’ın Taneleri filmindeki cenaze sahnesinde kayışımı kopardı. Tabut=güzel kutu…

Yemek dedim de, bugün yeni bir yemek denedim. Hem bugün perşembe, olaydın Skype’tan tarifi verirdim, sen de denerdin ilk fırsatta… Hiç es geçmedin verdiğim tarifleri. Kore turşusu bile yaptın be… Kendinden de birşeyler katarak elbette. Ben de öyle yaptım. Tarifte olmayan en az 5 eleman kattım tarife. Tadına bakmadım ama koku güzel. Urpatakhos damadın da khorovadz yaptı kendince.

Aklıma ne geldi biliyor musun? Hasta olduğunu duyunca ilk gelişimde, sana bissürü sosis, salam getirmiştim, en sevdiklerinden. Cenazene gelişimde paketler açılmadan dolaptaydı ya, nasıl canım acıdı… Çok seversin diye en azından bir lokma yersin diye düşündüydüm… Daha çok şey düşündüydüm de olmadı… Adam gibi vedalaşamadım bile, ben çıkarken, ayaklarım geri geri, sen uyuyordun… Son görüşüm olduğunu bilsem öyle kuru kuru öper gider miydim? Gider miydim? Kalaydım keşke… Keşke…

Lodos vurgunu balıklar gibiyim baba… Nasıl darmadumanım, nasıl perperişan. Hala siyah giyiyorum evet. Ve eminim sen de çok dalga geçiyorsun. İçim karayken dışarımı renklendirmek ikiyüzlülük gibi geliyor, başaramıyorum. Yokluğun göğsümde bir taş, kaldıramıyorum oradan, onunla yaşamayı hiç kaldıramıyorum zaten… Koydun gittin ya, sözler, tarifler, muhabbetler, gezmeler, gülmeler yarım kaldı ya, yarım kaldım ben de. Nefessiz kalmış gibiyim suyun dibinde. Suyun yüzüne de çıkamıyorum tüm çırpınmama rağmen. Ayın 28i geliyor, devirdik mi sensiz 5 ayı? Her gün daha da ağırlaştı mı göğüsteki taş?
 
Dedim ya, hayat sınıyor bizi bu ara ve sanırım artık her ara. Sezen hislerimin tercümanı, içdökümlerimin dışa vurumu. Acıtırken yokluğun, şükrettiriyor varlığın, tadına varamamış olsak da. Gidişine alışmak mı? Henüz çok uzakta o. Olacak, herkes nasıl beceriyorsa, elbet bir gün. Ama bu gün, pek bir darmadumanlık hakim gelmişime geçmişime… Ne desem boş. Söz Sezen’e bırakılır…

sende de iz kaldı mı bu talihsiz hikayeden?

dayanıyor mu kapılarına anılar aniden?

göğsünü sıkıştırıyor mu zaman zaman?

hiç faydası yok bilsem de, gitti giden..

içilmiyor acıdan dünya yanıyor görüyor musun?

kendi acına gömülmekten mahçup oluyorsun.

günden kovsan geceden giriyor bıçak gibi hasret,

uykularında çığlık çığlığa çağırıyorsun..

gel, gel ne olur gittiğin yerden,

hayat çok sert çekilmiyor sensiz.

gel, gel ne olur gittiğin yerden,

hayat çok sert katlanmak zor sensiz.

bir dua gibi adını tekrarlıyorum,

ateşe verdim ömrümü yakıyorum

  

Karmakarışık 1

Standard

Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?

Çok çalıştım;
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.
Daha önce de gitmiştim;
Ama böyle kalarak değil.
(Can YÜCEL)


Her gidişte daha tükenir insan. Her gidişte daha ümitsiz, her gidişte daha bir omuzları düşük çıkar yola. Gelişin yarattığı sevinç o kadar baskındır ki, o gelişin bir gidişi olacağını ancak gidiş günü geldiğinde, kemiğe dayanan bıçak eşliğinde hissetmeye başlar. Oysa çok geçtir. Bilet kesilmişken gitmemek olmaz. Oysa ne kadar kolay olurdu gitmemek…Kalarak gitmekten çok daha kolay olurdu en azından…
Read the rest of this entry

Zadig (23.03.2008)

Standard

Zadig

Kirmizi yumurta, cikolata tavsan, paskalya coregi

Burada daha 12 olmadi saat. Yani hala Pazar. Yani hala Zadig…

Demek ki daha gec kalmadim kutlamaya…

Yilbasi/Noel zamani da ayni duygular icindeydim… Eski gunlere bir ozlem oluyor insanin icinde boyle gunlerde…

Yaslaniyor muyuz ne???

Ozlediklerimi siralayinca coook eskilere gittim…

Hala insanca duygularin varolduguna inanilabilen gunler….

Elimizde yumurta-coreklerle muslumani-hristiyani ayirt edemedigimiz ve kapi kapi dolasip dagittigimiz, karsiliginda baska renklere boyanmis yumurta ve cikolatalara sahip oldugumuz gunler…

Deyim yerindeyse ‚silah zoruyla’ gidilen ‚buyuk’ ziyaretleri (gnkamayr, aile buyukleri) ve kiliseler…

Khtum gecesi yayanin evinde yenilen topigin, midya dolmasinin tadi…

Rahmetli Hayganus Morak’in ‚teped tnem gi dzagi’ diye dalga gectigimiz pirinci bol, sapana tas olarak da kullanilabilecek sertlikteki zeytinyagli yaprak sarmalari…

Yayamin zerdesi…

Eve senede 2 (Zadig-Dznunt) giren pastirmayi gorunce gozleri isil isil olan rahmetli Roza yayamin huzur veren yuzu…

Buyuklerin agir gun dedikleri avak urpat’ta yapilmayan isler listesi…

Avak hinksapti gunu viktorya kumas boyasiyla, kalaylanmis kocaman eski bir bakir tencerede ozene bezene boyanan, sonra da yagli bir bezle parlatilan yumurtalar…

Pastaneci Ercan Abi’nin malzemelerini verdigimiz corekleri orup firininda pisirerek evlere servis yapmasi…

Pazar gunu kilisede karsilasilan o heyecanli kalabalik…

Rahmetli Snork Badriark zamaninda girmeye destur olmayan badriarkarana girip de elini opmem, karsiliginda koro uyelerine verilen yumurtaya ortak olmam ama rahmetlinin ‚aaar ar paytz meg had ar’ demesi (feci yozgatliydi rahmetli, isiklar icinde yatsin)…

En cok sogan kabuguyla boyanmis o kahverengi-turuncu arasi renge burunmus yumurtalar huzunlendirirdi beni… Sanki yumurta boyasi alacak parasi olmayanlar, fakirler soganla boyarlardi yumurtayi… Ne biliyim kucuktum iste oyle gelirdi bana…

Sonra 2001 Zadigi… Yeni tanistigim ‚sozlu’mle ilk, ailemle son Zadig’im…

Daha devam edebilirim, ozlemini duyduklarimi sayfalarca yazabilirim ama burada bir nokta koyayim…

Hersey gibi Zadig de eskiden daha guzeldi.

Bu sene kapidan baktirip kazma kurek yaktiran Mart’a denk gelmesi sonucu burada lapa lapa karli bir zadig yasadik…

Eski gunlere ozlem kendimizde de basgosterdi. Eskiden suslenip puslenip hazirlandigimiz Khtum/Zadig yerini esofmanlarla oturdugumuz bos bir tatil gunune birakti.

Buyukler telefonla, arkadaslar sms/mail/facebook’la kutlanacak bu zadigde de, tipki son yillarda oldugu gibi… Bir de ‚Krisdos haryav i merelots/orhnyal e harutyun Krisdosi’ diyecegiz 2000 yildir ayni seyi dememize ragmen yeni bir mujde verirmis gibi de sevincli olacagiz bu gun de…

Zadig, Gagant, Dznunt olsun, eski gunlere ozleminiz artmasin… Her gelen sene bir oncekini aratmasin…

Renkli yumurtaniz, cikolataniz, coreginiz ve en cok da mutluluk ve umudunuz bol olsun bu Zadig…

Adet yerini bulsun, ben de soyliyim, eksik kalmasin
Krisdos haryav i merelotz
Orhnyal e harutyun krisdosi

23.03.2008

Hayat Arkadasi (11.01.2007)

Standard

Hayat Arkadasi

Insanin beraber yaslanmak icin sectigi ve hayatini ‚sonsuza kadar’ birlestirdigi insana verilen bu ismin altinda hep daha derin bir anlam aramisimdir. Insan cok badireler atlatir hayat arkadasiyla. Once arkadaslik, flort, icabinda ailelere baskaldiri, sonra evlilik, telas, coluk cocuk derken yillar gecer. Cok guzel, cok zor, neseli, huzunlu her turlu zaman gecer beraber. Ve bir gun ‚o gun’ gelir. Insanin hayatini beraber sonlanacagini dusundugu, aksi bir dusunceyi aklina bile getirmedigi o ‚hayat arkadasi’ artik hayatinda yoktur. Tum guzel gunler gecer hep insanin aklindan. Kavgalar, hastaliklar, cekilen acilar, kotu olan hersey unutulmustur. Cemberimde Gul Oya dizisinden hatirliyorum insan sevdigi insandan ayrilirken hep iyi seyler kalirmis aklinda, kotuleri unuturmus. Iste oyle olur sanirim insan hayat arkadasini artik yaninda goremediginde…

Kac gundur kotu ruyalar goruyordum. Hep ailece hayatimizda onemli yeri olan, akrabamiz olmasa da akrabadan yakin insanlarin ölüm haberlerini aldim son 1 senedir. Ozellikle de son 3 tanesi surpriz olmamasina ragmen cok canimi acitti. Biri bana ‘berbat suleyman, erkek fatma’ adlarini takan Kirkor Amca. Arno dogdugu zamanlarda birgun isine giderken yolda vefat etmis. Babam geldiginde kotu haberini getirdi. Yillardir gormuyordum. Dugunume de gelememisti. Yillarini yasli annesiyle gecirmis, o öldükten sonra da tamamen icine kapanip herkesten soyutlamisti kendini. 70li yaslari yeni geride birakmisti. Son son babamlarla bir arkadas toplantisinda ‘bunu daha SIK yapalim, birdahaki sefere yine burda toplanalim ama aramizda eksik olmasin insallah’ demis basina gelecekleri hesaplamis gibi. Birkac gun sonra kotu haberi gelmis….

Ardindan sevgili Hagop Ayvaz. Arno’nun vaftizi icin Istanbul’dayken artik iyi olmadigini, yatakta, hicbirsey yemeden yattigini soylediler. Gidip gormek, Arno’yu goturmek istedim. Es dost ‘gitme, sen onu eskisi gibi hatirla’ dediler. Kendi torunlari ziyaretine gittiginde surekli uyuyormus. Ben de gitmedim. Taa ki son gun gelip annemin ‘ben gittim gayet de iyiydi, seni sordu’ dedigi ana kadar aklima hic kotu birsey gelmemisti. Sonra kotu bir his kapladi icimi. Ama maalesef ucak saatimiz gelmisti ve gercekten vakit kalmamisti. Biz dondukten 2 hafta sonra kaybetmisiz sevgili Hagop Ayvaz’i. Kendine yakisir bir cenaze toreniyle kendine yakisicak, yillar once hazirlattigi tiyatro sahnesi seklindeki mezarina gomulmus. Bu olaydan sonra gunlerce uyuyamadim vicdan azabindan. Son gorevimi yerine getirmemistim….

Gecen gun de annemin arkadasinin 99luk annesinin ölüm haberini aldim…

Biliyorum, hepsi de yasli, hepsi de bu hayattaki gunlerini doldurmus insanlar. Ama yine de ölümün iyisi yoktur iste. Tum bu insanlari niye anlattim… Onceki Cuma kotu bir ruya gordum. Once Kirkor Amcayi gordum, hayattaydi, Yesilkoy’deki evinin onunde. Ama benle konusmuyordu. Sonra Hagop Ayvaz’in doktoruyla (sanirim bir eczaciydi) tartisiyordum. Oysa ki doktorunu taniyorum, rahmetli Roza Yaya’min da doktoru, ama ruyamdaki o degildi. Megerse yapilan tetkiklerde yanlis teshis ve yanlis ilac kullanimi sonucu ölmüs Hagop Ayvaz ruyamda. Uzun uzun aglaya aglaya doktorla tartisiyorum ruyamda. ‚Ben bile bu halimle anlardim durumu siz doktor olarak nasil teshis koyamiyorsunuz o kadar egitiminizle’ diyorum doktora… Sonra da Marlen’in mamasi geldi ruyama… Daha sonra ruyam kabusa donustu. Babami gordum, sonra da kapali biryerde vucudunun sag yarisi olmayan uyusturucu bagimlisi bir genc o haliyle beni öldürmeye calisiyordu…

Cok kotu uyandim ertesi gun, cumartesiydi. Icimde tarifsiz bir SIKINTI, aciklayamadigim bir uzuntu kaplamisti. Taa ki o uzerinden 2 gun gecene kadar anlayamadim bunun sebebini. Tum mumkun yaslilari arastirdim, cok sukur ölen yoktu! Taa ki….

Pazartesi aksamustu ise gitmeden once Alia’nin annesiyle konusuyordum. ‚Haberin var mi?’ dedi. Sirtimdan assagi kaynar su akti sanki… Korkarak sordum ‚neyden haberim var mi?’ diye. Yan komsum.. Ispanyol yasli bir cift. 5 yildir komsuyuz ama Arno dogdugundan beri konusmaya basladik. O zamana kadar cok SIK gormezdim calistigim icin. 5 torunlari varmis. Kadin 75 kocasi da 70 yasindaymis. Kadin her sabah kocamin ise gittigi saatte cikar kizina gider. Tornuna bakmak icin. Hafta ici her gun yapar bunu. Arno’yu gordugunde deli olur. Dogum gununde hediye getirdi hic beklemedigim halde. Sasirtip durdu beni 1 yildir. Herkese Arno’yu anlatiyormus cok guleryuzlu, cok sevimli diye. Neyse… Bn. Ramos’un kocasini yillardir toplam 4-5 kere gormusumdur. Adamin astimi varmis ve yillardir depresyondaymis. Cok sonralari ogrendim bunu. Kadini her gordugumde sorardim kocasi nasil diye, hep ‘kotu, hic evden cikmiyor, depresyonda, astimi da var, nefes alamiyor, cok kotu’ derdi. Iste benim o ruyalari gordugum gecenin sabahi adam ölmüs. Ben Cumartesi calistigim icin evdeki hareketi farketmedim, o gun cenazesini almislar vs vs vs. Eve geldim, oturdum dusundum saskin saskin. En az 40 yildir beraberler bay ve bayan Ramos. 2 koca cocuklari, ugruna deli olduklari 5 torunlari var. Kimbilir neler yasadilar, gorduler gecirdiler beraber. Iste herseyi yasadiklari o evde artik bayan Ramos yapayalniz yasayacak. Kocasiyla konustugu, beraber oturup tv izledikleri, iyi-kotu anlarini hep beraber gecirdikleri o evde sadece duvarlar ve bayan Ramos kalacak. Cok icim acidi. Her ölüm kotu etkiler beni. Gunlerce uyuyamam, kabuslar gorurum, dengemi yitiririm ben her olumde. Ama bu sefer daha kotu oldum. Empatiyi hemen ve cok yogun yasadim. Hep aklima kotu seyler geldi. Ya ben de bir gun yalniz kalirsam… Ya o gun geldiginde ben yalniz kalamayacak halde olursam… Ya hayat arkadasim benden once hayatimdan cikarsa… Ben ne yaparim…

Adi ustunde, hayat arkadasi. Onsuz olabilecegim fikrini bile aklim alamiyorken o gunun gelecegini dusunmek oyle zor ki. Yan kapimda Bn. Ramos sessiz sessiz hayat arkadasina aglarken ben de burda onun icin agliyorum. Cenaze yarin kalkacak. Gitmeye korkuyorum ama bir son vazifemi daha kacirip vicdan azabi yasamaktan daha cok korkuyorum.

Kiymetini bilin hayat arkadasinizin… Arkadassiz hayat eminim cok zor olacaktir…

11.01.2007

Eskiler (11.08.2007)

Standard

Eskiler

Benden sorsan ummanlardır derdim
Hani gözlerin var ya
Bülbülleri susturup dinlerdim
Tatlı sözlerin var ya

Katmer katmer gül açar gönlümde
Hani gülüşün var ya
Daha mutlu olamam ömrümde
Beni öpüşün var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla

Dizlerim titrer sen görününce
Hani o gelişin var ya
Aklımdan çıkmaz bütün ömrümce
O çapkın gülüşün var ya

Bir ilkbahar yağmuruydu sanki
Ardından güneş doğar ya
Yaktı bir ateş gibi inan ki
O kor dudakların var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla

Eskiden hersey ne guzel, ne saf, ne temiz, ne sadeymis… Henuz fesatlik, ikiyuzluluk, adilik, maddiyatcilik duygulari ve ortaya cikan eserleri etkilemiyorken…

Ben dizi dusmaniyim. Her aksam 2 dizi seyreden, reklam arasinda da 3. dizinin ozetlerine bakanlara cok tepki gosteririrm. Kis doneminde 2-3 dizim vardi toplam. Ozellikle Avrupa Yakasi, Cemberimde Gul Oya, Yaprak Dokumu israrla izledigim, izlemeye calistigim dizilerdir. Tekrarlarini hala izlerim ayni heyecanla sonunu bile bile. Annem sayesinde de Asmali Konak hastasi oldum. Simdilerde Senden Baska adli diziye bakiyorum firsat oldukca. Sanirim adini ilk duydugumda bana Fusun Onal’in sarkisini hatirlattigi icin isindim diziye. Bir de tum yalanlara ragmen dizideki o sevginin, askin safligi vurdu beni. Belki arka planda Senden Baska caldigi icin, belki dizide Fusun Onal’i gordugum icin bilmiyorum ama o diziye (birtek o diziye) bakiyor durumdayim su aralar.

Dun aksam bir film izledim. Havva Durumu. Gurgen Oz ve Murat Akkoyunlu basrollerde. Kisaca konusu, abaza iki gencin her aksam bar, cafe cikisi, alem sonrasi hatuna gol atmak amaciyla goturulebilitesini yoklayip geceyi bayrak diregi seklinde gecirmeleri. Sonra da Havva adli yollu bir hatunun ikisini de idare edip, israrla vermemekte direnerek bu iki dallamaya karilardan sirf bir gecelik mal seklinde faydalanilmayacagini ogretmesi! Ne kadar ogretici egitici bir film degil mi? Cok komik oldugunu vurgulamadan gecemeyecegim, zaten Gurgen Oz isminin gectigi bir eserin komik olmamasi mumkun gorunmuyor.

Dusunuyorum da yillar onceki su Emel Sayin-Tarik Akan, Tarik Akan-Gulsen Bubikoglu asklara, Hulusi Kentmen, Adile Nasit, Munir Ozkul, Itir Esen’li filmlere bakinca o saf, temiz, guzel asklar, sevgiler, aile baglari, kahkahalar hatta aldatmalar bile ne kadar asilmis. Sevdigini (sevgilisi degil sevdigi) aldatan Tarik Akan’in Gulsen Bubikoglu’nun kapisinda sokaklara kirmizi boyayla seni seviyorum yazdigi sahne, Munir Ozkul’un aile serefi icin hapse girmeyi goze alip kizina tecavuze yeltenen zengin cocugu vurmasi, Hababam Sinifi’nda caliskan Ali’nin okulu bitirip bir koy okuluna ogretmen olmasi, ayni filmin baska bir bolumunde de Inek Saban-Semra Hoca aski (K. Sunal’in boynunda canla yemekhaneye girdigi sahneyi unutmak ne mumkun) Munir Ozkul&Adile Nasit’li tursucular savasi, cocuklarinin birlik olmasi, daha neler neler… Hersey ne kadar asil, ne kadar agir, asklar, ihanetler bile ne kadar guzel islenirmis eskiden. Simdi en cok sevisme sahnesi olan film 1 numara, en cok hatun goturen unlu en meshuru… E gel de arama o eskileri simdi…

Ayni sey sarkilar icin gecerli degil mi? Bir tarafta yabanci bir melodi uzerine yerlestirilmis komple komple komple tikiyiz adli cok sanatsal agirligi(!) olan 1-2 yil sonra akillarda bile kalamayacak sarki (sozleri S. Aksu’ya ait olmasina ragmen), ote tarafta da yine yabanci bir melodi uzerine yazilmis ‚senden baska senden baska sevemem ben hickimseyi’ diyen sarki ki onyillardir dinliyoruz, hala barlarda, canli performanslarda, tv showlarinda cok okunan o meshur sevimli, kipir kipir, insanin icini sicacik eden parca. Yaninda da ‚gel yatagima gel, koynuma gel, penceremi ac…’ diyen Levent Yuksel’in sarkisiyla ‚hatirla sevgili, o mesut geceyi, camlarin altinda verdigin buseyi’ sozleriyle gonullerde taht kurmus askin safligini en sade kelimelerle anlatabilen unutulmaz sarki. Daha sanat muzigine girmedim bile… Ne kadar sadedir bu sarki sozleri, ne kadar derinden vurur insani, hep dusunurum bu sozleri yazanlar eger yasantilarindan alintilar yapmislarsa meger ne guzel seyler yasayabilmisler, o masum sevgiler kaldi mi acaba bugunlerde?

Iste birkac ornek daha. Metaforsuz, alengillisiz, basit, sade, saf tertemiz ve ari bir dille ne guzel anlatilmis hem ask, hem ayrilik acisi hem de aldatilma duygulari…

Biliyorsun bir zamanlar seni ne cok seviyordum
Kederinle uzuluyor , sevincinle guluyordum
Goz goze gelmek istemem
Yuzunu gormek istemem
Seninle gulmek istemem
Ellerle aldattin beni
Beraberce gezdigimiz o yerlerden kaciyorum
Kederlerden uzaklastim , simdi nese saciyorum
Goz goze gelmek istemem
Yuzunu gormek istemem
Seninle gulmek istemem
Ellerle aldattin beni

Ya da…

gozlerinin icine baska hayal girmesin
bana ait cizgiler dikkat et silinmesin
istersen yum gozlerini tipki dusunur gibi
benden evvel baskasi seni gorup sevmesin
kiskanirdim seni ben kendi gozumden bile
nasil verirdim seni bir gun yabanci ele
sana gelen yollarda daima beni bekle
benden evvel baskasi seni gorup sevmesin

Dediler zamanla hep azalirmis sevgiler
Olsun bana seninle gecen yillarim yeter
Nasil olsa herseyin zamanla sonu yok mu
Omur dedigimiz sey kusecek kadar cok mu
Dediler ki gun gelir unuturmus gidenler
Olsun bana ask dolu gecen yillarim yeter
Nasil olsa herseyin zamanla sonu yok mu
Omur dedigimiz sey kusecek kadar cok mu

Gozyasimda saklisin, aglayamam ben
Duseceksin sanirim kirpiklerimden
Damarimda kan olup dolasiyorken
Beni boyle birak git, git gidebilirsen
Git mutlu olacaksan, beni dusunme
Sen iyi bak kendine, beni dert etme
Once beni bir dinle, bir bak halime
Beni boyle birak git, git gidebilirsen
Bir kapanmaz yarayla boyle caresiz
Belki yine yasarim sevgisiz, sensiz
Git yolun gulle dolsun, guller dikensiz
Beni boyle birak git, git gidebilirsen

simdi uzaklardasin
gonul hicranla doldu
hic ayrilamam derken
kavusmak hayal oldu
sevda bahcelerinin
cicekleri hep soldu
hic ayrilamam derken
kavusmak hayal oldu

Acaba hangimiz yasayabildi boyle guzel bir aski, hangimiz ayrilabildi sevdiginden vakti geldiginde ama tum asaleti ve gururuyla… Cep telefonlarindan kufurlu ayrilik sms’leri atarken ‚git yolun gulle dolsun guller dikensiz’ diyebilen ya da diyebilecek bir babayigit var mi aranizda? Ayriligin, aldatmanin, ayriligin edeplisini yasayabilen kim kaldi gunumuzde?

11.08.2007

Bayram, Noel, Yeni Yil (18.12.2007)

Standard

Bayram, Noel, Yeni Yil

Hastaliktan basimizi kaldirir gibi olduk, bir baktik bayram gelmis sessiz sedasiz.

Aslinda ses cok ama burasi cam agaclarina, kirmizilara, noel babalara burundu.

Eskiden ‘bizim oralarda’ kimse bilmezdi noel kutlamayi.

Bizim evde yapma bir cam agaci var diye sevinirdik.

Beyoglu’nun arac trafigine acik oldugu gunlerden bahsediyorum, cok degil birkac on sene once canim.

O zamanlar sokaklar suslenmezdi ‘gawur’ gelenegidir diye.

E biz gawuruz ya, suslerdik iste :))))

Evet Noel geldi yine isik hiziyla gecen zamanla beraber. Daha bir oncekini yeni kutlamistik oysa ki…

Bayrami da getirdi yaninda bonus olarak bu sene.

Yine cakistilar.

Din bilgim zayiftir, bilmem oyle bayram seyran, ne neye tekabul eder, niye mum yakilir, niye kurban kesilir, niye su bu yapilir vs vs vs. Maksat adet yerini bulsun, gelenekler kaybolmasin, inananlar da mutlu edilsin basit bir tebrikle, bir hatirlamayla.

Bayram eskiden kutlamak demekti. Ne bayrami oldugu onemsiz. Hristiyan, Musluman, Musevi… Hepsi kutlanirdi.

Simdi bayram = tatil oldu. Bu bayram nereye kapagi atsak acaba oldu… Allahtan mevsimlerden kis da milletin pacalari yaz kadar tutusmadi bu sefer 😉

Bu bahaneyle belki el openler cogalir, yastik alti ayakkabilari, ilk kez bayramda giyilecek kiyafetler, babaaneden gelen islemeli mendiller, disin kovuguna bile gitmeyecek ancak yine de cocuk olani mutlu edecek harcliklar, hediyeler, adetler, birseyler hatirlanir tekrar, ama yasayarak, sadece anarak degil ‘aah nerde o eski bayramlar’ diye…

Kurban… Hristiyanlikta da varmis adak adamak adiyla. Ben yapmadim, bilmem, ama kesilen hayvancagizlara acirim hep. Oyle ahim sahim bir hayvansever de degilim… Et yemez miyim? Yerim, kokorecine kadar yerim serefsizim, ama kesilirken gormek icimi acitir. Tuhaf bir tezat. Herhalde cocuklugumda evimizin yanindaki, karsisindaki arsalar mezbaha olarak kullanilip bayram zamani o boguren hayvancagizlarin sesi kulagimdan gitmediginden olsa gerek…

Evet, oyle ya da boyle, bir bayram daha geldi. Bir noel daha. Ardindan yeni yil. Dogum gunlerini, yildonumlerini sayamiyorum bile.

Hangisini kutluyorsaniz… Bayramsa bayram, kurbansa kurban, noelse noel, hicbiri degilse yeni yil diyelim.

Herkesin bayrami/noeli/yeni yili kutlu olsun (arada kacirdigim musevi/rum bayrami seyrani varmi bilmiyorum :D)

Tum dualar ve dilekler gercek olsun.

Bir sonraki bayram bir oncekini aratmasin.

Hepinize iyi ve mutlu bayramlar, sevdiklerinizle, yaninizda olduguna sukredeceginiz ailelerinizle, kucuk buyuk tum sevenlerinizle huzurlu bir tatil diliyoruz.

18.12.2007

Gurbette bir şehri özlemek….

Standard

Gurbette bir şehri özlemek….

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, 
Uykudan uyandırsam seni: 
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. 
Vapur düdükleri ötmededir. 
Etraf alacakaranlık, 
Köprü açıktır henüz. 
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren. 
Dağ başında beş on haneli köyler, 
Telgraf direkleri yollar boyunca 
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden, 
Uyanıp uyanıp yine dalmışım. 
Biletim üçüncü mevki, 
Fakirlik hali. 
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, 
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım..

Ver elini Haydarpaşa demişiz, 
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, 
Hava hafiften soğuk, 
Deniz katran ve balık kokulu 
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, 
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, 
-Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden. 
Saçların dağınıktır, mahmursundur. 
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim, 
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, 
Uykudan uyandırsam seni, 
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. 
Fabrika düdükleri ötmededir.  (*)

Güneş ve bayraklar yolculuyor beni şehrimden bu sefer… Upuzun görünen kısacık on günün finali çok da keyfli olmadı açıkçası.

Başım dönüyor, yorgunluktan diyorum. Tansiyon aletini getiriyor biri, siktirins gidins lütfen diyorum kibarca. Eloğlu ne anlar ayrılıktan gurbetten, her gel gitin şu yarım akıllıda yarattığı travmadan?

Başım dönüyor, yorgunluktan diyorum. Kahve sigara içme diyor biri. Dinliyorum. Hadi bir kahve yap kendine diyor bir başkası, onu da dinliyorum… Evde çaktırmıyorum başımın döndüğünü ama beceremiyorum. Birşey yedin mi diye soruyorlar. Hatırlamıyorum…  Kahvaltıyı kastederek evet diyorum. Sonra açım diyorum çok açım….

Başım dönerken uyuyakalıyorum dişlerimi sıkmamaya çalışıyorum bayılakalmadan önce…

Bayrak, polis, panzer, endişe… Taksi şöförü bağıra çağıra kürtçe konuşuyor telefondakiyle.. Ben de ermenice. Anlıyorum ben seni diyorum aklımdan ama yüksek sesle düşünüyorum belki duyar diye… Sonra aniden bize dikiz aynasından bakıp ‘Havalar da ısındı’ diyor… Evet diyorum çok ısındı aniden… Sonra oğlumun, memleketine kesin dönüş yapan filistinli okul arkadaşı düşüyor aklıma. ‘Nereye gitti Obaida?’ diye sorduğumda, oğlumun yavuklusu ‘tam nerede evi bilmiyorum ama orası sıcakmis, hep çok sıcakmış’ demişti… 6 yaşındaysan hayat sana guzel kuzucuk… Sıcakmış…

O muhabbetle Bakirköy’ü geçmişiz. Gelik’e selam çakmayı unutmuşum. Öcalan sokak uzakta kaldı. İki fahişeye kiralandığı için gece gündüz kapısında kuyruk oluşan evde yıllar önce geçirdiğim güzel günler geliverdi aklıma birden. En son 2002 yazıydı bir kahve içimliği uğramıştık… Hey gidi günler hey… Kim derdi ki… Neyse…

Hayat sürüyor, dünya dönüyor, birileri, o dönen dünyanın, akan hayatın ortayerinde, kimsenin göremediği bir noktada takılı kalmış, oturmuş duruyor. Dünya dönüyor, o duruyor. Hayat akıyor, o duruyor. Kimse görmüyor, kimse duymuyor, hisseden hiç ama hiçkimse. Ama O biliyor. Durakalmış bekliyor. Beklenen o gün gelmeyeceğinden, dünya durmayacağından ve hayat da akmaktan vazgeçmeyeceğinden, çaresiz durakalmış, kalakalmış ve hatta nefes almaktan vazgeçivermiş…

Üzül dur şimdi bir gün daha olaydı diye… Hep bir gün eksik kalıyor. Ya da her seferinde ben biraz eksiliyorum. Eksilmek neyse de gittikçe yoksullaşıyorum ya, işte ona yüreğim dayanmıyor.

Takıldı dilime yol boyunca: Son arzun nedir diye gelip de bana sorsalar…

Ekim 2011

(*) Bir Gün Sabah Sabah – Turgut Uyar

Gurbette Aşk

Standard

Gurbette Aşk


Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar?

Seçtiklerimiz mi?

Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı…

Seçtiklerimiz evet!

Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli

Senin aşkınsa bir dönem ödevi

(İclâl Aydın)

Seçtiğimiz hayatları yaşamak adına günü kotarmaya çalışmak başta ağır gelmez insana. Seçtiği hayatı gönüllü yaşadığını sanır çünkü bilinçsizce, şuursuzca ve bir o kadar da salakça…

Aşka gelince… İlkokul bilgilerimize dönmek lazım aşkın en yalın halinden en zor haline kadar özümseyebilmek için…

Yalın hali; adı üstünde, en yalın hali en temizidir sanki aşkın. En dokunulmamışı, en kirletilmemişi, en dil(ler)e, yazılara, içdokümlerine düşememişi henüz. Yalın işte, sıfatı üstünde. Su katılmamışı aşk denen illetin. Sessiz bir dolmuş yolculuğunun son durağına varmadan önceki en uzun susuşu. Eli eline, dizi dizine, yüreği yüreğine değmeden önceki en saf hali Bir bakışı değmiştir bakışına, bir acısı değmiştir acına, bir korkusu değmiştir sakladığın en derin korkuna ancak. Henüz bu aşamadadır aşkın yalın hali. Öyle yalındır ki, sen bile farkında değilsindir aslında aşkının henüz. Oksijenin hidrojenle buluşup suyu oluşturmadan önceki son ayrışık hali. Birleştiğinde ikisinin de saflığı bozulup aşkın E halini oluşturacaktır çünkü.

E hali’ne gelince aşkın… İşte o ilk yürek kıpırtısıdır. Aşka aşık olunan ilk haldir. Yalın haline az tereddüt, bol umut, bir tutam da anlamsız gülümseme katılmış halidir. Acı birazdır aşkın E halinde. E hali çünkü. Aşık olunan en berrak, en pussuz, en sissiz, en guneşli, sıcak ama yakmayan, veya yağmurlu ama ıslatmayan İstanbul havası gibidir bu hal. Uğruna henüz dağlar delinmeyen ama yollar aşılan, arşınlanan, ve arşınlanan yolların özleme dönüştüğü en az acı veren ve en farkında olamadığınız halidir aşkın. Sonraki halleri yürekleri dağlayacaktır çünkü. ‚Şiddetin ne hoş, ne güzel şevkatin’den bir önceki haldir bu hal. Adı üstünde, E hali işte. Aşk’ın E hali, yüzünüzdeki o, hiçbir açıklama getiremediğiniz ama aslında anlayabilene, sezebilene çok şey anlatan şapşal gülümseme, ‚sıçtığımın hayatı‘ olarak nitelendirdiğiniz yaşamınızın en keyifli anlarına sahip haldir. ‚Vay bee, lan aşk, sen neymişsin meğer?‘ diye aşk öncesi en bir salak olduğunuz haldir bu farkında olmadan, ama aşık olarak, E halinde…

İ hali ise aşkı aşka dönüştüren bir haldir. Yoldan gelenin bile anlayamayacağı bir haldir bu. Aşk uğruna herşeyden vazgeçilebilinecek kaygan bir zemindir. Askin henuz iyelik eki içermeyen hali bu. ‚Gözünü sevdiğimin aşkı‘ da denilebilecek, bıçak sırtında dans etmeye çeyrek kala aşamasıdır. Aşkı severiz illa ki bu aşamada. E halinden İ haline dönüşmüştür çünkü. Daha yüreği dağlamaya başlamamıştır çünkü  aşkın i hali. Methiyeler düzeriz, şiirler yazarız, okuruz, dinleriz şarkıların en i halini. Her şarkı aşkın bu halini anlatmaya meyillidir çünkü. Daha zıkkım olmamış aşkın en güzel hallerinden ikincisidir e halinden sonra i hali… En sevilen halidir aşkın bugelindiinde. İlerledikçe önceki halleri özlenecektir çünkü. Tam ortasındayız fırtınadan önceki sessizliğin, yaşanmamış yaşanmışlığın ve dokunulmamış sevdaların arasında. Sonrası mı? İşte fırtına kopar, sesler yükselir, yaşanmışlıklar boka dönüşür, dokunmalar yakar sonraki hallerinde ve durumlarında aşkın.

Ve aşkın DE hali. En içinde bulunulan haldir bu işte. İçinDEsinizdir çünkü. Cayır cayır yakan, kıça girmiş bir demirin kıçtaki tarafı soğuk, ama tutulacak yeri çok sıcak olan halidir. Tutup çıkarmak istersiniz, çıkartamazsınız, yakar çünkü elinizi aynı o demir gibi aşkın DE hali. Aşkta, aşıkta, en yılışık halindesinizdir şerefsizoğluşerefsiz aşkın. Şarkılardan fal tutma devri bitmiş, şarkılar ona söylenmektedir DE halinde artık. Aşkın bedene olmasa da ruha en sahip halidir bu hal. Tam içindesinizdir çemberin; aşıkların şakşakçılığınızı yaptığı, aşka inanmayanların ise ‚salak aşık‘ diye tanımladığı bir kıvamdasınızdır. Manevi sikilmişliğin (sıkılmışlığın degil, sahiden sikilmişliğin) bir önceki hali. Aşkın E halindeki o sersem (aslen çok manalı ama durum itibarıyla) manasız gülücük, yerini az acılı adananın yaktığı bir can acısına bırakmak üzeredir bu halde.

Yüz dilde ‘seni seviyorum’ desen ne fayda..

Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra…

(Turgut Uyar)


Sonuncusu, DEN hali. İşte bu en yürek yaralayıcısıdır aşkın hallerinin. DEN hali, aşktan vazgeçme kıvamıdır çünkü aşkın. Nefret edersiniz DEN halinden aşkın, yani aşkTAN. Fal tutulan şarkılar ayrılık şarkılarıdır bu aşamada. Tiksinirsiniz aşktan bu haldeyken. En kusunç, en tiksinç, en nefret halidir. İstemdışı bir ayrılığın halidir aşkın DEN hali. Aşktan vazgeçme, vazgeçirtme, vazgeçirttirilme halidir en sızılısından. Sızım sızımken, nefret nefrete dönüşülebilecek bir kıvam; kıvamı tutmuş bir kekin yumurtası sıcak su görmüş gibi kesildiği andır. Sonudur, nihayetidir, son durağıdır aşkın. Ayrılığın en isotlusu, ayrılışın en hüzünlüsüdür. Tek taraflıdır çünkü. Oysa ki çift taraflı olsa, ismin ve aşkın dilbilgisinin sadece 4 hali olacaktır. Nefret etmek isteyip edemediğiniz, ayrılmak isteyip ayrılamadığınız, siktir çekmek isteyip çekemediğiniz ama bir yanınız yalın halini özlerken, e haline dönmek istediğiniz bir aşamadasınızdır. Aşkın hallerinin geçişi tek yönlü bir geçiştir, bir önceki hale dönüş yoktur çünkü. Hani şu cep telefonu oyununda tavşan havuçları toplarken geçtiği karelerde bir mayın çıkar da geri dönme şansı yoktur ya, işte öyle bir şey. Geri dönünce o mayına basar ve bir ‘can’ı gider. E tavşan bu, alt tarafı bir bilgisayar oyunu, 3-5 canı vardır, bir daha başlar toplamaya havuçlarını. En fazla Game Over olur, baştan başlar salak tavşan aşklarını, pardon havuçlarını toplamaya, dimi? Biz de insanız çok şükür, kedi değiliz ki 9 canımız olsun da baştan başa bir daha yaşayalım aşkın 5 halini? Can bir kere kırılır, one way ticket kesilmiştir, geri dönüşü artık yoktur. Uçaktaki kanlı gözyaşları ise bedelidir aşkın DEN halinin, o vazgeçiş zorunluluğunun en guvenlisinden. Aşkı bu DEN halinde, taze toprağı kazıp, aşk denen zıkkımı diri diri bir mezara sokmak suretiyle öldürmek, sonra da sıcaktan kuruyan toprağı sulayarak taze tutmak, kurumuş yabani otları temizleyerek canlandırmak, ve arada eşeleyerek aşkın o mezardan çıkıp geleceğine umutlanmak halidir bu olmayacağını bile bile. Velhasıl, aşkın en gömülmüş halidir DEN hali. Vazgeçmek zorunda bırakılmış, ayrılığın geçmişinizi geleceğinizi bellediği, yokluğunun da uykularınızdan gözyaşıyla uyandırdığı aşaması. DEN hali, en acılı hali, en sakat, güvensiz, nostaljik ama en umutsuz hali aşkın…

 

Sanırım hayal kurarken malzemeden çalıyoruz, çünkü sürekli yıkılıyor (J. Christophe)

Ve sen… Aşkın her haline sığan ve her halinden taşan kocaman yürek… Her anımda yanımda, her nefesimin şahidi ama bundan bir o kadar habersiz sen! Kimi zaman ta uzaklardan sana seslenirken ben, sen nerelerde neler yapmaktasın bensiz, bence ise bir o kadar benle… Yüzünü ender de olsa aydınlatan, ama herdaim sana  yakışan o gülüşün yüzüne çakılı kalsın hep, yaşan(amay)anlara, yaşatılanlara inat…Ben bu uzaklarda sensizken, sen sence bensiz ve bazen de benden habersizken, ben inadına yaşamaya çalışıyorum, haberin var mı? Yok, olmayacak, oldurtmayacağım elbet, böylesi en güzeli. Bildiğim herşeyi bildiğinden adım gibi eminim, ve hatta sen bunu da biliyorsun zaten. Ve elbette ki dile getirmeyeceğim ben bunları sana, aşkımın her haline inat her ne kadar dile kolay, yüreğe zor ise de…

Şubat 2011