Category Archives: Geçmiş

Ya o gun gelirse (16.04.2007)

Standard

Birine ‚elveda’ demek mi zor yoksa ‚görüşürüz’ demek mi? Ya görüşürüz dediğin kişiyle bir daha görüşemezsen?

Bayram ziyaretlerinde ev ziyaretlerinden çok mezarlık ziyareti yapmak zorunda kalıyorsa insan, artık ölüm hakkında düşüncelere, hem de en kötülerine sahip olması kaçınılmazdır.
Read the rest of this entry

Advertisements

Hoşgeldin Nare (20.03.2007)

Standard

Hoşgeldin Nare…

Kader güzel yazgılarla doldursun hayat defterini senin…

Acılarla aranda dağlar denizler olsun, ulaşamasınlar o acılar sana hiç…

Öğreneceğin ne çok şey var senin de bu hayattan, aynı Nora gibi…

Daha çok zaman var önünüzde öğrenecek…

Tadını çıkar umarsız, ekmek elden su gölden hayatın şimdilik…

Tek ağlama sebebinin açlik, karın ağrısı olduğu şu günlerin kıymetini bil e mi?

İlerde bu günleri sana çok özletecek günler gelecek maalesef…

İşte o günler geldiğinde çok güçlü olasın…

Acılar seni değil, sen acıları delip de geçesin…

İyi ki geldin Nare

İyi ki…

* * *

Hrant’tan…. (29 Aralik 2006 Agos, Nora Nare hoy Nare)

(…) yakında ikinci torun “Nare” de geliyor.

Gerçi ben “Nare” diye erken ötüyorum çünkü babası başka isimde ısrarlı. “Karuna” diye bir isim uydurmuş… “Karun”un (Bahar) ardına bir “a” ekleyip feminen yapmış, kendince yeni bir kız ismi üretmiş. “İlle de Karuna olacak” diyor.

“Sen Nare”yi nereden uydurdun?” derseniz…

Nareg’den… Kadim Ermeni isminden.

Nareg’in “g”sini kaldırın olsun size feminen bir isim.

Zaten ilk mucidi de ben değilim… Ermenistan’da çokça kullanılan bir isim.

Ama pes etmiş değilim… “Babiklik” (dedelik) hakkım var ve “Nare” koydurmak için her türlü entrikaya başvurup, elimden gelen tüm hinoğluhin baskıları uygulayacağım.

Üstelik şimdiden kendime beste de hazırlamış durumdayım.

Nora’yı ve Nare’yi birlikte severken “Nora Nare hoy Nare” diye halay da tutacağım.

* * *

Nare geldi Hrant… Sen onu zaten görmüşsün bizden, hatta mamasından bile önce, öyle yazıyorsun son yazında Agos’ta.. Yine de buradan sana müjdelemek istedim O’nun geldiğini… Hadi kalk, yılbaşındaki gibi halay çek… Hadi be Hrant… Hadi…

(20.03.2007)

Ada (31.05.2007)

Standard

Aşağıdaki blogda gezinirken içlendim birden…

http://gezenti.blogcu.com/


Bir adalı olarak yazılarını okuyunca adayı ne kadar özlediğimi hatırladım tekrar…

Gezenti topu topu bir hafta gitmeyerek bir yazı yazmış da…

Benim adaya son ayak basmamın üzerinden 1 yıl geçti neredeyse…

Daha önce de 3 koca sene ayrı kaldım canım adamdan…

İçim acıdı dersem yeridir…

Adaya adım attığımda, o deniz-yosun karışımı ada kokusu, yağmur varsa çam agaçlarının ve toprağın o nemle karışan nefis kokusu, iskeledeki büfenin o iğrenç salçalı sosisli sandüviçi, dönercinin tüm gün güneş altında çevirmesine rağmen nefis görünen döneri, rahmetli bakkal Hristo’nun en az 15 kediyle koyun koyuna yatan kangal-kurt kırma köpeği, çok yorucu ada yokuşlarından çıkmayı tamamlayınca arkamı dönüp yukardan denize baktığım andaki huzur, evin balkonundan baktığımda solda Eminönü, karşıda Bostancı-Maltepe, sağda Adalar, arkada da orman olduğunu bilmek ve gözümün alabildiğine bu güzelliğe bakabilmek… Bir duble rakı ve balık eşliğinde, veya bira-patates, hiçbiri mi yok, yak bir sigara manzaraya, doya doya iç martılar sana serenat yaparken karşı çatıdan…

Çok özleniyor ada çooook…

(31.05.2007)

Not: Güncellemek gerekseydi, 2 yıl oldu diyecektim… Koskoca 2 yılı adasız geçirebilmişim… Yuh…

Üfürükten Teyyare (19.04.2008)

Standard

Ufurukten Teyyare

Ne cok olmus yazmayali. Kiytirik ‚havadan sudan’ ve kutlama vs yazilarimi sayma, ne kaldi geriye…

Ne oldu ki bu kadar zamanda? Cok sey. Mahkemeler, hastaliklar, sagliklar, dogum gunleri, yildonumleri, ölümler, dogumlar… Cok da onemli sey olmamis galiba yazasim gelemedigine gore… Aslinda yazamamamin en buyuk sebebi ve etkeni evdeki kalabaligimizin artisi. Firsat olmuyor artik birakin blogu, bilgisayar basina bile gecmek… Cok da ihmal ediyorum herseyi, herkesi. Oyle olmali ki ne telefonum ne de kapim caliyor artik. Ama onlar da beni ihmal ediyor ne yapayim, tek basima coook zor oluyor hersey gun icinde. Aksama da takviye alabilince ancak gunduzden kalan islerimi tamamlayabilip geceyarisini cook gece yatabiliyorum ki sabaha karsi 4 veya 6 gibi ‚acim ben, doyur beni’ ingaaa’siyla kalkabileyim. Yani butun haftam gunde 3-5 saat uykuyla gecince korkunc nallet bir kisilik oldum.

Agirligim cok haneli degerleri bulunca cikolata ve abur cubur miktarini azaltmam icap ediyor. Bir de yaz ‚tatili’mi gerceklestirmek icin de aynisi gerek, malum, torenler, deniz, havuz icin icine girebilecegim kiyafetler lazim…. Ve fillere uygun abiye kiyafet uretilmiyo 😀

Facebook manyakligimdan kurtulamadim. Tum resimlerim, arkadaslarim orda. Belki de ondan biraz bosladim bloglarimi kimbilir. Umarim telafi edebilirim. Belki de artik yazmaya deger seyler yasayamiyorum. Yoksa artik kasarlandim da ‚amaaan benimki de hayat mi, milletin basina gelene bak ben de bortu bocek yazilari yaziyorum’ diye dusunuyorumdur.

Bilmiyorum artik nicin ama yazasim yok. Neredeyse 1 aydir cok icten birsey yazmak istiyorum cok guclu bir onurlu kadina, yazamiyorum. Elime kaleme gitmiyor derler ya, oyle. Icimi dokemiyorum niye bilmiyorum…

Kalemim mi kirildi, icim mi daraldi, yoksa ilham periciklerim beni kaderimle basbasa mi birakti bilmiyorum ama yazamiyorum artik…

Neyse… Birseyler dokulebilince klavyemden yazicam yine umarim…

Kaliniz saglicakla…

19.04.2008

Zadig (23.03.2008)

Standard

Zadig

Kirmizi yumurta, cikolata tavsan, paskalya coregi

Burada daha 12 olmadi saat. Yani hala Pazar. Yani hala Zadig…

Demek ki daha gec kalmadim kutlamaya…

Yilbasi/Noel zamani da ayni duygular icindeydim… Eski gunlere bir ozlem oluyor insanin icinde boyle gunlerde…

Yaslaniyor muyuz ne???

Ozlediklerimi siralayinca coook eskilere gittim…

Hala insanca duygularin varolduguna inanilabilen gunler….

Elimizde yumurta-coreklerle muslumani-hristiyani ayirt edemedigimiz ve kapi kapi dolasip dagittigimiz, karsiliginda baska renklere boyanmis yumurta ve cikolatalara sahip oldugumuz gunler…

Deyim yerindeyse ‚silah zoruyla’ gidilen ‚buyuk’ ziyaretleri (gnkamayr, aile buyukleri) ve kiliseler…

Khtum gecesi yayanin evinde yenilen topigin, midya dolmasinin tadi…

Rahmetli Hayganus Morak’in ‚teped tnem gi dzagi’ diye dalga gectigimiz pirinci bol, sapana tas olarak da kullanilabilecek sertlikteki zeytinyagli yaprak sarmalari…

Yayamin zerdesi…

Eve senede 2 (Zadig-Dznunt) giren pastirmayi gorunce gozleri isil isil olan rahmetli Roza yayamin huzur veren yuzu…

Buyuklerin agir gun dedikleri avak urpat’ta yapilmayan isler listesi…

Avak hinksapti gunu viktorya kumas boyasiyla, kalaylanmis kocaman eski bir bakir tencerede ozene bezene boyanan, sonra da yagli bir bezle parlatilan yumurtalar…

Pastaneci Ercan Abi’nin malzemelerini verdigimiz corekleri orup firininda pisirerek evlere servis yapmasi…

Pazar gunu kilisede karsilasilan o heyecanli kalabalik…

Rahmetli Snork Badriark zamaninda girmeye destur olmayan badriarkarana girip de elini opmem, karsiliginda koro uyelerine verilen yumurtaya ortak olmam ama rahmetlinin ‚aaar ar paytz meg had ar’ demesi (feci yozgatliydi rahmetli, isiklar icinde yatsin)…

En cok sogan kabuguyla boyanmis o kahverengi-turuncu arasi renge burunmus yumurtalar huzunlendirirdi beni… Sanki yumurta boyasi alacak parasi olmayanlar, fakirler soganla boyarlardi yumurtayi… Ne biliyim kucuktum iste oyle gelirdi bana…

Sonra 2001 Zadigi… Yeni tanistigim ‚sozlu’mle ilk, ailemle son Zadig’im…

Daha devam edebilirim, ozlemini duyduklarimi sayfalarca yazabilirim ama burada bir nokta koyayim…

Hersey gibi Zadig de eskiden daha guzeldi.

Bu sene kapidan baktirip kazma kurek yaktiran Mart’a denk gelmesi sonucu burada lapa lapa karli bir zadig yasadik…

Eski gunlere ozlem kendimizde de basgosterdi. Eskiden suslenip puslenip hazirlandigimiz Khtum/Zadig yerini esofmanlarla oturdugumuz bos bir tatil gunune birakti.

Buyukler telefonla, arkadaslar sms/mail/facebook’la kutlanacak bu zadigde de, tipki son yillarda oldugu gibi… Bir de ‚Krisdos haryav i merelots/orhnyal e harutyun Krisdosi’ diyecegiz 2000 yildir ayni seyi dememize ragmen yeni bir mujde verirmis gibi de sevincli olacagiz bu gun de…

Zadig, Gagant, Dznunt olsun, eski gunlere ozleminiz artmasin… Her gelen sene bir oncekini aratmasin…

Renkli yumurtaniz, cikolataniz, coreginiz ve en cok da mutluluk ve umudunuz bol olsun bu Zadig…

Adet yerini bulsun, ben de soyliyim, eksik kalmasin
Krisdos haryav i merelotz
Orhnyal e harutyun krisdosi

23.03.2008

Hayat Arkadasi (11.01.2007)

Standard

Hayat Arkadasi

Insanin beraber yaslanmak icin sectigi ve hayatini ‚sonsuza kadar’ birlestirdigi insana verilen bu ismin altinda hep daha derin bir anlam aramisimdir. Insan cok badireler atlatir hayat arkadasiyla. Once arkadaslik, flort, icabinda ailelere baskaldiri, sonra evlilik, telas, coluk cocuk derken yillar gecer. Cok guzel, cok zor, neseli, huzunlu her turlu zaman gecer beraber. Ve bir gun ‚o gun’ gelir. Insanin hayatini beraber sonlanacagini dusundugu, aksi bir dusunceyi aklina bile getirmedigi o ‚hayat arkadasi’ artik hayatinda yoktur. Tum guzel gunler gecer hep insanin aklindan. Kavgalar, hastaliklar, cekilen acilar, kotu olan hersey unutulmustur. Cemberimde Gul Oya dizisinden hatirliyorum insan sevdigi insandan ayrilirken hep iyi seyler kalirmis aklinda, kotuleri unuturmus. Iste oyle olur sanirim insan hayat arkadasini artik yaninda goremediginde…

Kac gundur kotu ruyalar goruyordum. Hep ailece hayatimizda onemli yeri olan, akrabamiz olmasa da akrabadan yakin insanlarin ölüm haberlerini aldim son 1 senedir. Ozellikle de son 3 tanesi surpriz olmamasina ragmen cok canimi acitti. Biri bana ‘berbat suleyman, erkek fatma’ adlarini takan Kirkor Amca. Arno dogdugu zamanlarda birgun isine giderken yolda vefat etmis. Babam geldiginde kotu haberini getirdi. Yillardir gormuyordum. Dugunume de gelememisti. Yillarini yasli annesiyle gecirmis, o öldükten sonra da tamamen icine kapanip herkesten soyutlamisti kendini. 70li yaslari yeni geride birakmisti. Son son babamlarla bir arkadas toplantisinda ‘bunu daha SIK yapalim, birdahaki sefere yine burda toplanalim ama aramizda eksik olmasin insallah’ demis basina gelecekleri hesaplamis gibi. Birkac gun sonra kotu haberi gelmis….

Ardindan sevgili Hagop Ayvaz. Arno’nun vaftizi icin Istanbul’dayken artik iyi olmadigini, yatakta, hicbirsey yemeden yattigini soylediler. Gidip gormek, Arno’yu goturmek istedim. Es dost ‘gitme, sen onu eskisi gibi hatirla’ dediler. Kendi torunlari ziyaretine gittiginde surekli uyuyormus. Ben de gitmedim. Taa ki son gun gelip annemin ‘ben gittim gayet de iyiydi, seni sordu’ dedigi ana kadar aklima hic kotu birsey gelmemisti. Sonra kotu bir his kapladi icimi. Ama maalesef ucak saatimiz gelmisti ve gercekten vakit kalmamisti. Biz dondukten 2 hafta sonra kaybetmisiz sevgili Hagop Ayvaz’i. Kendine yakisir bir cenaze toreniyle kendine yakisicak, yillar once hazirlattigi tiyatro sahnesi seklindeki mezarina gomulmus. Bu olaydan sonra gunlerce uyuyamadim vicdan azabindan. Son gorevimi yerine getirmemistim….

Gecen gun de annemin arkadasinin 99luk annesinin ölüm haberini aldim…

Biliyorum, hepsi de yasli, hepsi de bu hayattaki gunlerini doldurmus insanlar. Ama yine de ölümün iyisi yoktur iste. Tum bu insanlari niye anlattim… Onceki Cuma kotu bir ruya gordum. Once Kirkor Amcayi gordum, hayattaydi, Yesilkoy’deki evinin onunde. Ama benle konusmuyordu. Sonra Hagop Ayvaz’in doktoruyla (sanirim bir eczaciydi) tartisiyordum. Oysa ki doktorunu taniyorum, rahmetli Roza Yaya’min da doktoru, ama ruyamdaki o degildi. Megerse yapilan tetkiklerde yanlis teshis ve yanlis ilac kullanimi sonucu ölmüs Hagop Ayvaz ruyamda. Uzun uzun aglaya aglaya doktorla tartisiyorum ruyamda. ‚Ben bile bu halimle anlardim durumu siz doktor olarak nasil teshis koyamiyorsunuz o kadar egitiminizle’ diyorum doktora… Sonra da Marlen’in mamasi geldi ruyama… Daha sonra ruyam kabusa donustu. Babami gordum, sonra da kapali biryerde vucudunun sag yarisi olmayan uyusturucu bagimlisi bir genc o haliyle beni öldürmeye calisiyordu…

Cok kotu uyandim ertesi gun, cumartesiydi. Icimde tarifsiz bir SIKINTI, aciklayamadigim bir uzuntu kaplamisti. Taa ki o uzerinden 2 gun gecene kadar anlayamadim bunun sebebini. Tum mumkun yaslilari arastirdim, cok sukur ölen yoktu! Taa ki….

Pazartesi aksamustu ise gitmeden once Alia’nin annesiyle konusuyordum. ‚Haberin var mi?’ dedi. Sirtimdan assagi kaynar su akti sanki… Korkarak sordum ‚neyden haberim var mi?’ diye. Yan komsum.. Ispanyol yasli bir cift. 5 yildir komsuyuz ama Arno dogdugundan beri konusmaya basladik. O zamana kadar cok SIK gormezdim calistigim icin. 5 torunlari varmis. Kadin 75 kocasi da 70 yasindaymis. Kadin her sabah kocamin ise gittigi saatte cikar kizina gider. Tornuna bakmak icin. Hafta ici her gun yapar bunu. Arno’yu gordugunde deli olur. Dogum gununde hediye getirdi hic beklemedigim halde. Sasirtip durdu beni 1 yildir. Herkese Arno’yu anlatiyormus cok guleryuzlu, cok sevimli diye. Neyse… Bn. Ramos’un kocasini yillardir toplam 4-5 kere gormusumdur. Adamin astimi varmis ve yillardir depresyondaymis. Cok sonralari ogrendim bunu. Kadini her gordugumde sorardim kocasi nasil diye, hep ‘kotu, hic evden cikmiyor, depresyonda, astimi da var, nefes alamiyor, cok kotu’ derdi. Iste benim o ruyalari gordugum gecenin sabahi adam ölmüs. Ben Cumartesi calistigim icin evdeki hareketi farketmedim, o gun cenazesini almislar vs vs vs. Eve geldim, oturdum dusundum saskin saskin. En az 40 yildir beraberler bay ve bayan Ramos. 2 koca cocuklari, ugruna deli olduklari 5 torunlari var. Kimbilir neler yasadilar, gorduler gecirdiler beraber. Iste herseyi yasadiklari o evde artik bayan Ramos yapayalniz yasayacak. Kocasiyla konustugu, beraber oturup tv izledikleri, iyi-kotu anlarini hep beraber gecirdikleri o evde sadece duvarlar ve bayan Ramos kalacak. Cok icim acidi. Her ölüm kotu etkiler beni. Gunlerce uyuyamam, kabuslar gorurum, dengemi yitiririm ben her olumde. Ama bu sefer daha kotu oldum. Empatiyi hemen ve cok yogun yasadim. Hep aklima kotu seyler geldi. Ya ben de bir gun yalniz kalirsam… Ya o gun geldiginde ben yalniz kalamayacak halde olursam… Ya hayat arkadasim benden once hayatimdan cikarsa… Ben ne yaparim…

Adi ustunde, hayat arkadasi. Onsuz olabilecegim fikrini bile aklim alamiyorken o gunun gelecegini dusunmek oyle zor ki. Yan kapimda Bn. Ramos sessiz sessiz hayat arkadasina aglarken ben de burda onun icin agliyorum. Cenaze yarin kalkacak. Gitmeye korkuyorum ama bir son vazifemi daha kacirip vicdan azabi yasamaktan daha cok korkuyorum.

Kiymetini bilin hayat arkadasinizin… Arkadassiz hayat eminim cok zor olacaktir…

11.01.2007

Eskiler (11.08.2007)

Standard

Eskiler

Benden sorsan ummanlardır derdim
Hani gözlerin var ya
Bülbülleri susturup dinlerdim
Tatlı sözlerin var ya

Katmer katmer gül açar gönlümde
Hani gülüşün var ya
Daha mutlu olamam ömrümde
Beni öpüşün var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla

Dizlerim titrer sen görününce
Hani o gelişin var ya
Aklımdan çıkmaz bütün ömrümce
O çapkın gülüşün var ya

Bir ilkbahar yağmuruydu sanki
Ardından güneş doğar ya
Yaktı bir ateş gibi inan ki
O kor dudakların var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla

Eskiden hersey ne guzel, ne saf, ne temiz, ne sadeymis… Henuz fesatlik, ikiyuzluluk, adilik, maddiyatcilik duygulari ve ortaya cikan eserleri etkilemiyorken…

Ben dizi dusmaniyim. Her aksam 2 dizi seyreden, reklam arasinda da 3. dizinin ozetlerine bakanlara cok tepki gosteririrm. Kis doneminde 2-3 dizim vardi toplam. Ozellikle Avrupa Yakasi, Cemberimde Gul Oya, Yaprak Dokumu israrla izledigim, izlemeye calistigim dizilerdir. Tekrarlarini hala izlerim ayni heyecanla sonunu bile bile. Annem sayesinde de Asmali Konak hastasi oldum. Simdilerde Senden Baska adli diziye bakiyorum firsat oldukca. Sanirim adini ilk duydugumda bana Fusun Onal’in sarkisini hatirlattigi icin isindim diziye. Bir de tum yalanlara ragmen dizideki o sevginin, askin safligi vurdu beni. Belki arka planda Senden Baska caldigi icin, belki dizide Fusun Onal’i gordugum icin bilmiyorum ama o diziye (birtek o diziye) bakiyor durumdayim su aralar.

Dun aksam bir film izledim. Havva Durumu. Gurgen Oz ve Murat Akkoyunlu basrollerde. Kisaca konusu, abaza iki gencin her aksam bar, cafe cikisi, alem sonrasi hatuna gol atmak amaciyla goturulebilitesini yoklayip geceyi bayrak diregi seklinde gecirmeleri. Sonra da Havva adli yollu bir hatunun ikisini de idare edip, israrla vermemekte direnerek bu iki dallamaya karilardan sirf bir gecelik mal seklinde faydalanilmayacagini ogretmesi! Ne kadar ogretici egitici bir film degil mi? Cok komik oldugunu vurgulamadan gecemeyecegim, zaten Gurgen Oz isminin gectigi bir eserin komik olmamasi mumkun gorunmuyor.

Dusunuyorum da yillar onceki su Emel Sayin-Tarik Akan, Tarik Akan-Gulsen Bubikoglu asklara, Hulusi Kentmen, Adile Nasit, Munir Ozkul, Itir Esen’li filmlere bakinca o saf, temiz, guzel asklar, sevgiler, aile baglari, kahkahalar hatta aldatmalar bile ne kadar asilmis. Sevdigini (sevgilisi degil sevdigi) aldatan Tarik Akan’in Gulsen Bubikoglu’nun kapisinda sokaklara kirmizi boyayla seni seviyorum yazdigi sahne, Munir Ozkul’un aile serefi icin hapse girmeyi goze alip kizina tecavuze yeltenen zengin cocugu vurmasi, Hababam Sinifi’nda caliskan Ali’nin okulu bitirip bir koy okuluna ogretmen olmasi, ayni filmin baska bir bolumunde de Inek Saban-Semra Hoca aski (K. Sunal’in boynunda canla yemekhaneye girdigi sahneyi unutmak ne mumkun) Munir Ozkul&Adile Nasit’li tursucular savasi, cocuklarinin birlik olmasi, daha neler neler… Hersey ne kadar asil, ne kadar agir, asklar, ihanetler bile ne kadar guzel islenirmis eskiden. Simdi en cok sevisme sahnesi olan film 1 numara, en cok hatun goturen unlu en meshuru… E gel de arama o eskileri simdi…

Ayni sey sarkilar icin gecerli degil mi? Bir tarafta yabanci bir melodi uzerine yerlestirilmis komple komple komple tikiyiz adli cok sanatsal agirligi(!) olan 1-2 yil sonra akillarda bile kalamayacak sarki (sozleri S. Aksu’ya ait olmasina ragmen), ote tarafta da yine yabanci bir melodi uzerine yazilmis ‚senden baska senden baska sevemem ben hickimseyi’ diyen sarki ki onyillardir dinliyoruz, hala barlarda, canli performanslarda, tv showlarinda cok okunan o meshur sevimli, kipir kipir, insanin icini sicacik eden parca. Yaninda da ‚gel yatagima gel, koynuma gel, penceremi ac…’ diyen Levent Yuksel’in sarkisiyla ‚hatirla sevgili, o mesut geceyi, camlarin altinda verdigin buseyi’ sozleriyle gonullerde taht kurmus askin safligini en sade kelimelerle anlatabilen unutulmaz sarki. Daha sanat muzigine girmedim bile… Ne kadar sadedir bu sarki sozleri, ne kadar derinden vurur insani, hep dusunurum bu sozleri yazanlar eger yasantilarindan alintilar yapmislarsa meger ne guzel seyler yasayabilmisler, o masum sevgiler kaldi mi acaba bugunlerde?

Iste birkac ornek daha. Metaforsuz, alengillisiz, basit, sade, saf tertemiz ve ari bir dille ne guzel anlatilmis hem ask, hem ayrilik acisi hem de aldatilma duygulari…

Biliyorsun bir zamanlar seni ne cok seviyordum
Kederinle uzuluyor , sevincinle guluyordum
Goz goze gelmek istemem
Yuzunu gormek istemem
Seninle gulmek istemem
Ellerle aldattin beni
Beraberce gezdigimiz o yerlerden kaciyorum
Kederlerden uzaklastim , simdi nese saciyorum
Goz goze gelmek istemem
Yuzunu gormek istemem
Seninle gulmek istemem
Ellerle aldattin beni

Ya da…

gozlerinin icine baska hayal girmesin
bana ait cizgiler dikkat et silinmesin
istersen yum gozlerini tipki dusunur gibi
benden evvel baskasi seni gorup sevmesin
kiskanirdim seni ben kendi gozumden bile
nasil verirdim seni bir gun yabanci ele
sana gelen yollarda daima beni bekle
benden evvel baskasi seni gorup sevmesin

Dediler zamanla hep azalirmis sevgiler
Olsun bana seninle gecen yillarim yeter
Nasil olsa herseyin zamanla sonu yok mu
Omur dedigimiz sey kusecek kadar cok mu
Dediler ki gun gelir unuturmus gidenler
Olsun bana ask dolu gecen yillarim yeter
Nasil olsa herseyin zamanla sonu yok mu
Omur dedigimiz sey kusecek kadar cok mu

Gozyasimda saklisin, aglayamam ben
Duseceksin sanirim kirpiklerimden
Damarimda kan olup dolasiyorken
Beni boyle birak git, git gidebilirsen
Git mutlu olacaksan, beni dusunme
Sen iyi bak kendine, beni dert etme
Once beni bir dinle, bir bak halime
Beni boyle birak git, git gidebilirsen
Bir kapanmaz yarayla boyle caresiz
Belki yine yasarim sevgisiz, sensiz
Git yolun gulle dolsun, guller dikensiz
Beni boyle birak git, git gidebilirsen

simdi uzaklardasin
gonul hicranla doldu
hic ayrilamam derken
kavusmak hayal oldu
sevda bahcelerinin
cicekleri hep soldu
hic ayrilamam derken
kavusmak hayal oldu

Acaba hangimiz yasayabildi boyle guzel bir aski, hangimiz ayrilabildi sevdiginden vakti geldiginde ama tum asaleti ve gururuyla… Cep telefonlarindan kufurlu ayrilik sms’leri atarken ‚git yolun gulle dolsun guller dikensiz’ diyebilen ya da diyebilecek bir babayigit var mi aranizda? Ayriligin, aldatmanin, ayriligin edeplisini yasayabilen kim kaldi gunumuzde?

11.08.2007

Bayram, Noel, Yeni Yil (18.12.2007)

Standard

Bayram, Noel, Yeni Yil

Hastaliktan basimizi kaldirir gibi olduk, bir baktik bayram gelmis sessiz sedasiz.

Aslinda ses cok ama burasi cam agaclarina, kirmizilara, noel babalara burundu.

Eskiden ‘bizim oralarda’ kimse bilmezdi noel kutlamayi.

Bizim evde yapma bir cam agaci var diye sevinirdik.

Beyoglu’nun arac trafigine acik oldugu gunlerden bahsediyorum, cok degil birkac on sene once canim.

O zamanlar sokaklar suslenmezdi ‘gawur’ gelenegidir diye.

E biz gawuruz ya, suslerdik iste :))))

Evet Noel geldi yine isik hiziyla gecen zamanla beraber. Daha bir oncekini yeni kutlamistik oysa ki…

Bayrami da getirdi yaninda bonus olarak bu sene.

Yine cakistilar.

Din bilgim zayiftir, bilmem oyle bayram seyran, ne neye tekabul eder, niye mum yakilir, niye kurban kesilir, niye su bu yapilir vs vs vs. Maksat adet yerini bulsun, gelenekler kaybolmasin, inananlar da mutlu edilsin basit bir tebrikle, bir hatirlamayla.

Bayram eskiden kutlamak demekti. Ne bayrami oldugu onemsiz. Hristiyan, Musluman, Musevi… Hepsi kutlanirdi.

Simdi bayram = tatil oldu. Bu bayram nereye kapagi atsak acaba oldu… Allahtan mevsimlerden kis da milletin pacalari yaz kadar tutusmadi bu sefer 😉

Bu bahaneyle belki el openler cogalir, yastik alti ayakkabilari, ilk kez bayramda giyilecek kiyafetler, babaaneden gelen islemeli mendiller, disin kovuguna bile gitmeyecek ancak yine de cocuk olani mutlu edecek harcliklar, hediyeler, adetler, birseyler hatirlanir tekrar, ama yasayarak, sadece anarak degil ‘aah nerde o eski bayramlar’ diye…

Kurban… Hristiyanlikta da varmis adak adamak adiyla. Ben yapmadim, bilmem, ama kesilen hayvancagizlara acirim hep. Oyle ahim sahim bir hayvansever de degilim… Et yemez miyim? Yerim, kokorecine kadar yerim serefsizim, ama kesilirken gormek icimi acitir. Tuhaf bir tezat. Herhalde cocuklugumda evimizin yanindaki, karsisindaki arsalar mezbaha olarak kullanilip bayram zamani o boguren hayvancagizlarin sesi kulagimdan gitmediginden olsa gerek…

Evet, oyle ya da boyle, bir bayram daha geldi. Bir noel daha. Ardindan yeni yil. Dogum gunlerini, yildonumlerini sayamiyorum bile.

Hangisini kutluyorsaniz… Bayramsa bayram, kurbansa kurban, noelse noel, hicbiri degilse yeni yil diyelim.

Herkesin bayrami/noeli/yeni yili kutlu olsun (arada kacirdigim musevi/rum bayrami seyrani varmi bilmiyorum :D)

Tum dualar ve dilekler gercek olsun.

Bir sonraki bayram bir oncekini aratmasin.

Hepinize iyi ve mutlu bayramlar, sevdiklerinizle, yaninizda olduguna sukredeceginiz ailelerinizle, kucuk buyuk tum sevenlerinizle huzurlu bir tatil diliyoruz.

18.12.2007