Category Archives: Birisine Birisine

Garine Garine

Standard

Sevgili, arada anadili unutmayalım diye memleket televizyonundan müzik programları kaydeder. O programları izlerken umulmadık taşlarla sadece başlarımız değil aynı zamanda anılarımız da yarılır. Geçen gün de işte o günlerden biriydi… Read the rest of this entry

Advertisements

Annemin Plakları

Standard

 

Ailemizin yanında çocukken hemen büyümeye özenmedik mi? Onların dinlediği şarkılara, okudukları gazetelere, otoritelerine özenmedik mi? Annenizin plakları, babanızın kitapları, dedenizin radyosu, anneannenizin kanaviçesi… Büyümeye özenmedik mi zamanın öyle kalacağını zannederek? Bir anda büyümedik mi “bu zaman o zaman değil ki?” diyerek? Oysa biz o zamanın güzellikleri için hemen büyümek istemiştik. Zaman öyle kalacak zannetmiştik. Hani nerede o plaklar, o kitaplar, o radyo, o kanaviçe işleri… Hani nerede çocukluğunuz? Hani? Hani nerede? Hani anne, baba, dede, büyükanne? Annemin plakları dönüyor, film makaraları dönüyor, herşey geçer, herşey an’a teslim. Bir anılar kaldı bir de beklenen mevsim.
(Çetin Erker)

Read the rest of this entry

“Eskidendi, Çok Eskiden…”

Standard

Rüyalara pek çok anlam yüklemeyi bir kenara bıraksa dahi insankızı, özellikle ara uyuklamalarında ya da uykusuz gece ertesi sabaha karşı dalmalarında görünen rüyalar en net hatırlananlar oluyor, dolayısıyla da en etkileyenler…

Çok yıl önceydi, hatta “eskidendi, çok eskiden”. Güzel günlerdi. Tek derdimiz aramayan yavuklu, halden anlamayan patron, saatinde edilemeyen paydos, trafikteki magandalar falandı. Yaşamsal sanırken dertleri, şimdi anlıyor insan ne kadar eften püften şeylere takılı kaldığını boşu boşuna. İnsan ömrünün beleşe sanıldığı ve hatta satıldığı günümüzde hele…

Neyse, dedim ya, çok yıl önceydi… Sezen eşlik ederken milenyum kutlamalarına, Ortaköy’de bir yılbaşı gecesiydi. Arka planda Sarı Odalar patlamış, önümde ise tozpembeler vardı, yastığımdan da büyük kalbimde. Üstünde ay lav yu, içimde huzur yazılmıştı inceden. Pek inceymiş anlaşılan, koptu…

Özeldi, çok da güzeldi. Kısa ve öz. Manasız ama çok özel. Bende çıkmaza girmeden yollar, ayrıldı zaten hayat yolları. Sorun bende değildi elbette. Hayat işte, geçti gitti bitti, tövbe demeden. Şükür ki geçti…

Çok yıl geçti çok. İki üç kere rüyama girdi. İlkinin ertesinde bir röportajı çıktı karşımda umulmadık bir anda. Meşhur bir yönetici olmuş şeker kardeş. İngilizce röportaj vermiş; tonton bir amca kıvamında… Kariyer insanıydı, evet. Son rüyama girdiğinde ise Linkedin profili çıktı karşıma. Yıllar sonra ilk fotoğrafı bir de. Yaşlanmamış, büyümüş. Profilinde öyle bir özgeçmiş var ki, Einstein bugün yaşasa öyle bir cv’si olamazdı, kesin. Sonra son dediklerinden bir cümle geldi aklıma: “O kadar okulu, kariyeri hotline’da call center elemanı olmak için mi yaptın? Dba’likten call center agent’liğine mi geçtin?” Güldüm geçtim, bu saatten sonra dünkü çocuk (koca adam olsa da yanımda çocuktu ya da ben onun yanında “büyük”tüm ya…) beni mi ezikleyecekti? Eziklese bile benim umrumda mıydı? Hele ki dedikleri doğruyken… Hoş hiçbir dediği yalan değildi ya, neyse…

Sonra 2007 Ocak ertesiydi. Boktan halimin sebebini doğru tahmin ettiydi de laf etmediydi, elleşmediydi. O da son konuşmamızdı. Daha da rastlamadım kendisine ne sanal ne gerçek. En son yüz yüze gelişimizin üstünden 14 sene geçmiş, yolda görse tanır mı bilemem, ama adımı duysa kesin tanır, garanti…

Çok da takılı kalmamak lazım rüyalara, alt tarafı rüya işte…

  

The Cut Eleştirim

Standard

The Cut Eleştirisi Girizgahı

Öğretim hayatım boyunca bazı derslere karşı zaafım, bazılarına karşı da ciddi özürlerim vardı. Mesela ezbere dayalı sözel derslerde başarısızdım. İşin içine sayılar, hesaplar, yorum veya mantık girince kıvırırdım da, ezberlenmesi gereken şiir, savaş sebep/sonuçları, misal ilk türk halısındaki renkler, desenler, ay ne bileyim işte, içinde sayı geçmeyen şeylerde beceriksizdim. Bunun sonucu da netti: sınavlarda tüm bildiklerimi karıştırmak.

Read the rest of this entry

Özlemin günü saati mi olur?

Standard

Yıllardır görüşmediğin eski dostunla ilk karşılaşmanda araya yıllar girmemiş gibi sarılabiliyorsan, aranıza iki günlük ayrılık girmiş dostun sandığınla da ilk karşılaşmanda aranızda buzdan dağlar olabilir. Yani, ayrılığın süresinden çok şeklinin, acının ve hüznün niceliğinden çok niteliğinin insanı yıkmasıdır bu… Buluşmaya ay, gün, saat, dakika sayarken, artık buluşamayacak olmanın üzerine eklenen saat, gün ay ve mevsimleri sayar hale gelmek… Hayata gülümsemeye çalışırken insan, sahte gülüşünün yüzden çok yürekte donakalması… Read the rest of this entry

İyi Ki Doğdun Hrant…

Standard

Erguvanlarla başlamıştı bu büyük aşk bir caninin kurşunuyla yarım kaldı

Ersin KALKAN

28 Ocak 2007

Salı sabahı Halaskargazi Caddesi’nde Hrant Dink’i uğurlamak için toplanan on binler, Türkiye ve Ermenistan’ın tüm kentlerinde ekran başında toplanan milyonlar, soluğunu tutup onun konuşmasını dinledi.
Read the rest of this entry

Babalar Günü

Standard

Benim babam hepinizin babasını döver!

*

Geceleri üşüdüğümüzde üzerimize itina ile örtülen yorgan gibi, bizi herdaim ısıtan, sarılıp sarmalayan, sevgisi hep yakınımızda yamacımızda.

Bizi koruyup kollarken şu hayatta ve ötesinde, hatamız ne olursa olsun hep yanımızda olacağına güvenerek şımarıp aştığımız haddimize rağmen, O, hem en kadim dostumuz, hem kalp kırıklıklarımız ve herdaim kalp atışlarımızdır.

Güvendiğimiz, sevdiğimiz, sert, güçlü, topla tüfekle devrilmez, tanıdığımız ilk adam…

Yeryüzünde varoluş sebebimiz…

İyi ki varsınız, iyi ki babamızsınız…

Gününüz kutlu olsun… Read the rest of this entry

Anahid Terziyan, Anne Yarı’m

Standard

“Ölüm hayatın en büyük gerçeği de olsa nasıl yakışmıyor dünyaya…
Geriye gerçekten yaşayabildiğin zaman dilimi içinde “nasıl” yaşadığından başka sonuç kalmıyor… ”
(İclâl Aydın)

Ölümlerle yoğrulmuş bir toplumun en açık yaralarıdır ölüm haberleri. Her ölümde eksiliriz biz. Her gidenle bir parçamız daha giderken, ölümü kabullenmeyi, büyümek, olgunlaşmak, pişmek olarak adlandırsa da lügatlar, apaçık bir eksilmedir bu. Hem de ne eksilme…
Read the rest of this entry

Sana Boncuktan Kuş Yaptım…

Standard

Neylan Yılmaz’a

Kimilerimiz için illa ki hatırlanası değildir bazı özel günler. Doğum günleri, yıldönümleri, çocuğunun-çoluğunun, anasının-danasının, eşinin-dostunun muhtelif önemli tarihleri önemsiz olabilir kimimiz için. Kimimiz ise bunları gri hücrelerinin hal ve gidişatına göre beynine, ajandasına, mailbox’una, facebook’una, ya da herhangi bir book’una kaydeder, binbir alarm kurar, yıllık repeat mode on yapar vs vs. Bırakın hangi tarihte olduğunu, sık sık hangi mevsimde bile olduğunu unutabilen gri hücre noksanı biri için ise tüm imkanları zorlama vaktidir. Yani hem alarmını kurar, hem facebook’a bakar, hem diğer application’ları kollar, elinden geleni ardına komaz unutmamak, daha doğrusu hatırladığını gösterebilmek için. Velhasıl o kadar abartır ki, taa Nisan 22’den başlar kutlama alarmları, nedendir bilinmez(!).

Read the rest of this entry