Yoksayılmak… YOK Sayılmak

Standard

Adamlı kadınlı hikayelerin bugünkü konusu yoksaymak. Hadi bilgi işlemci olmamın dayanılmaz hafifliğiyle daha kolayını kullanayım bu deyişin: ignore etmek. Gündelik hayatta şahane bir eylemdir yoksaymak. Yok saymak daha doğrusu. Ne ağır bir hakarettir aslında yok sayılana… Var, ama yok sayıyorsunuz. Sonra, yok sayılan, anlamışsa hele ki yok sayıldığını, cidden, gerçekten yok olmak istiyor, sadece yok sayanın gözünden değil, dünyadan yok olmak. O kadar istiyor ki bunu, gerçek oluveriyor. Var, ama yok oluyor. Herkes yok sayıyor onu. Hatta kuyrukta bile önüne geçiyorlar, o denli yok yani. Çok da sorunu olmazdı yok sayılanın bununla, yok sayılmak çok da dert değil ama yok olmak isteyip yok olamıyorken yok sayılmak, hele ki varlığına şükrettiği, “iyi ki var” dediği biri(leri) tarafından…

Dedik ya, çok da ağır gelmezdi eğer yoksayan kıymetli olmasa. “Varsın yok saysın, dünya dönüyor ya, var saysa ne olur yok saysa ne olur?” denilen kifayetsizler var, bir de kıymetlileri var insanın. Adı üstünde, kıymetli işte. Kıymetlerini, kıymetliliklerini bile bile yok sayarlar kıymet vereni. Sorarsan yoktur öyle bir şey aslında, ama zaten sormazsın. Hislerin kuvvetlidir, hissedersin, hissediverirsin. “Yanlış hissetmişimdir, yapmaz öyle şey, öyle biri değil o” diye kendini avuta avuta boş teneke gibi tıngırdarsın ara ara. O aralar gittikçe açılır sonra. Sonra bir gün, araların açıklığına rağmen ne kadar yok sayıldığını farkeder daha da üzülürsün kümülatif olarak. Tüm yok sayılmaların birikir yüreğinde, bir kayaya dönüşür, atılmaya bile tenezzül edilmeyen o taşlar yığılıp. Yok sayılmayı çok iyi bilirsin, seni üzeni, kıranı, ezmeye çalışanı yok sayarsın rahatlıkla çünkü. Yaptığını ettiğini bilensindir, dolayısıyla, kendi yaptığını, kendine yapıldığında hemen anlayıverirsin. Bunun için üstün bir zeka da gerekmiyor zaten, kabul etmek isteyene, görmek, anlamak isteyene kolay çünkü anlayabilmek.

En son yok sayıldığının üzerinden çok da azımsanmayacak bir süre geçmişken, yine bir cahil ya da ümitsiz cürretiyle varlığını hatırlatırsın yok sayan zat-ı muhteremlerine. O yine yok sayar, sen yine saflığa bağlar, öbür yanağını uzatırsın. Bu konu da, bu şey de, bu yok sayma da, bu “varım ben” çabası da sürer gider. Taa ki…

Taa ki o gün gelene kadar. Artık yok sayılmak çok da üzmüyordur yok sayılanı. Kıymetinden eksildiğinden değil yok sayanın ama artık gerçekten yok olacağından. Yok olmak, silinmek, kendini silmek isterken aslında, sıkı sıkı tutunuyor görünmenin ağırlığı katlanılmaz olur bir süre sonra. Bir Erol Evgin şarkısı oluverir hisler, hiç eskimeyen hisler, tıpkı hiç yaşlanmayan Erol Evgin gibi…

Her kelime yalan, her yürek vefasız… Can üzgün, perişan; can suskun, kararsız… “Çek git” diyor şeytan, “git sessiz sedasız. Ve gittiğin zaman, sanma ki ağlayıp sızlarlar ardından…”

Ben bu dünyadan, dosttan düşmandan aldım payımı gidiyorum. Günahlarımla, sevaplarımla, aldım başımı gidiyorum. Gitgide yüreğime ince bir sizi girse, gizli bir ateş beni yaksa da gidiyorum.

Her duygu yıpranmış, her bakış anlamsız… Can bıkmış usanmış, can çökmüş zamansız. “Çek git” diyor şeytan, “git sessiz sedasız. Ve gittiğin zaman, sanma ki ağlayıp sızlarlar ardından…”

Gidenlerin yarattığı boşlukta, yaşamak yerine debelenirken kendince, hayat diye bir acıyı toptan yaşarken, giden olmak istersin ama gidemezsin. Hayır, sanıldığı gibi düşünmen gerekenleri düşündüğünden değil asla. Sadece, böyle güllük gülistanlık bir hayatta, ne arayıp bulamadığını, neyin eksikliğine katlanamadığını, dayanamadığını anlayamayan gri hücre yoksunlarının, yani gram kıymeti olmayan boş kafalıların arkandan kötü konuşacağı ve bu kötü konuşmaların, sevdiklerini üzeceği düşüncesiyle sadece kalmak zorunda hissedersin kendini. Oysa ki, biri kalkıp “de hayde, gidiyorsun” derse, üzülmek yerine sevinçten yerinde duramayacaksındır.

İşte bu ahval ve şerait altında, o “biri”nin artık karşında “de hayde” demesini sabırsızlık ve umutla beklerken, hala yoksayılmanın ağırlığıyla ezilmemeye çalışırsın. Adına hayat dedikleri s.kilesi bu döngü de canını okuya okuya seni denemeye devam eder. İsteye isteye olmasa da s.ke s.ke yaşarsın işte bu çekilmez hayatı…

Advertisements

One response »

  1. Her kelime yalan, her yürek vefasız… Can üzgün, perişan; can suskun, kararsız… “Çek git” diyor şeytan, “git sessiz sedasız. Ve gittiğin zaman, sanma ki ağlayıp sızlarlar ardından…” kısmı bitriyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s