Garine Garine

Standard

Sevgili, arada anadili unutmayalım diye memleket televizyonundan müzik programları kaydeder. O programları izlerken umulmadık taşlarla sadece başlarımız değil aynı zamanda anılarımız da yarılır. Geçen gün de işte o günlerden biriydi…

Her insana kısmet olmaz benimki kadar “değişik” bir isme sahip olmak… Hayır bu değildi diyeceğim, aslolan şu ki, her insana nasip olmaz adına bir şarkı olması. Benim var efendim. Pek kimse bilmez. Hatta bizim aile dışında hiçkimse bilmez sanıyorum tanışlarım arasında. İsmimi koyan adam, üşenmemiş, zamanında üstünde ismimin de yazılı olduğu bir 45lik bulmuş bilmem nereden. Yıllar yılı eski Grundig pikapımızda (araba olan değil, plak çalan aletten bahsediyom liseli ergenler, gençler ve hiç genç kalmak istemeyenler…) evire çevire dinledim. Sonra kazık kadar oldum ama o 45’liğin kapağindaki ismim ve tipik plak/albüm/kaset fotoğrafı olan o adamın suratı hiç hafızamdan çıkmadı. Birkaç çok sene önceydi, Kurtuluş Ergenekon’da zamanında Anılar-9 başta olmak üzere “doldurma/kopya” kasetler (raks 46/60/90) yaptırdığımız plakçıma gittim elimde 45liğim, bir adet de cd. Adama sordum, aktarırım dedi. Tabii o zaman usb çıkışlı plakçalar yoktu, evde kendimiz dijitalleştiremiyorduk non digital babadan kalmalarımızı. Yaptı, verdi, resmen mp3’e çevirmiş şarkımı. Allaam nekadddddar mutlu oldum.

Şuradan dinleyebilirsiniz: Haro Pourian – Garine

Gel zaman git zaman o da bir kenarda tozlandı. İşte demin bir müzik programını dinlerken şarkımla karşılaştım. Koltukta zıpladım şaşkınlıktan. Çünkü cidden bilinmeyen bir şarkı. Devamında çıkan şarkılar da keza efso seçimdi.

Olur tabi, neden olmasın, şarkıdır, söyleyeni vardır muhakkak bir yerlerde, bir zamanlarda. Dile kolay en az 40 yılı olmalı o şarkının, benim bildiğim elbet. İnternette rastlamak mümkün değil, keza şarkıcısı da çok fazla denk gelmedi bugüne kadar. Şarkıya eyvallah. Şarkılar türküler bitince bir gezi programında Paris çıktı karşımıza. Paris’teki bahçelerden birinden bahsediyordu sunucu. Jardin d’Erevan… Sevgili “aaa öyle bir bahçe mi varmış?” diye şaşırdı. Bütün Paris jardenlerini avucunun içi gibi bilir çünkü haspa! Çıkartıp babamın o bahçede çekilmiş fotoğrafını gözüne soktum “ulen bari arada bir facebookuma bakaydın ne yapıyo bu karı diye!!!” de homurdanmayı eksik etmedim. Pıstı, yatmaya gitti adam.

 

Paris’in hemen ardından Colmar’ı tanıtmaya başladı. 5 aylık oğlumla ilk anneler günü kutlamamızda “piç gibi” yalnız olmamıza (özel gün ve haftalara önem vermeyen bir sevgilim var, hatırlatma babında yineliyorum, anneler gününde wellness week seti almıştı) gönlü razı gelmeyen babişkom yanıma geldiğinde beraber Colmar’a gidip meşhur Alsace yemeklerine gömülmüştük.

İşaret… Akşamüstü valdeyle konuşurken birinden bahsetmem gerekince, onlarca örnek verebileceğim anımız varken “yaa hani babamı görmeye cumartesi günü hastaneye gelmişti ya…” diye referans vermemle susmam bir oldu. Bakın onlarca anı, onlarca yaşanmışlık dururken, babamın hasta ziyaretini seçmem…

Ne diyordum? Adıma şarkı… Haro Pourian… Garine… Hiç tevazu gösteremeyeceğim şimdi wallaa. Diyeceğim şu ki, dünyanın herhangi bir yerinde, Ermenistan dışında bir Garine’ye rastlarsanız, hah işte o kötü bir insan olamaz. Hayır, özünde çok şahane biri olamayabilitesi de olsa, kızının ismini Garine koyan adam iyi evlat yetiştirmiştir… Kesin bilgi, yaymayın, size kalsın…

 

20170907_133820

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s