40’a 5 kala

Standard

Karin Hrant’a bir 40 yazısı yazmıştı. O ağırdı. Benimkisi, benim gibi gayet hafif olacak. Artık nasıl, neresinden anlarsan anla…

Ne çok biriktirmişim seni içimde… Küçük küçük post-it’ler yapıştırmışım yüreğimin her bir milimetrekaresine. Şimdi, iki kadeh kırmızıyla kusuyor yürek hazmedemediklerini oluk oluk. Yaşanmışlıklarına güvendiklerime soruyorum, cevabını bildiğim herbir şeyi. Geçecek mi? Evet geçecek, kiminki kaldı ki, hepsi geçiyor, zaman… Ağzımıza sıçan zaman, merhemimiz olacakmış… Az konuşup çok şey anlattığın zamanlardaki gibi yapıyorum, elimi sallayıp, “boş” diyorum… Boş laf… Boş geç… Siktiret gitsin anasını satıyım…Etmesine edeceğim de, zamanlı zamansız karşıma çıkan şu işaretler de olmasa…

anahid

Sen yokken…

1 Nisan itibarıyle, ertesi gün ayın biri olduğunu sanıp Aybir’e gitmek isteyen Manişag, akşam saatlerinde ayın biri olduğunu hatırladığında artık çok geçti. Bu tehlike de böyle geçiştirildi. Mayıs 1’de zaten çıkamaz evden, Haziran’da zaten ölmek de zor, geçer gider işte… Karını böyle tutuyoruz ancak evde… Hoş, her köşesi anılarla bezeli o evde durmak da ne kadar sağlıklı, o da ayrı konu… Ah be…

manis

Cenazeden sonra, mezarda konyak içip kalanı da üzerine dökmek istedik ama oğlun kızdı. Bilirsin kızınca nallet olur, kime çekmişse(!). İstediği gibi olsun, ya da istemediği gibi olmasın dedik, istediği gibi de oldu neticede…

Cenazene Kemal Kılıçdaroğlu çelenk yollamış. Görünce kikirdeme krizine girdim. Bunun bir adım ötesi ise Devlet Bahçeli’nin gelip beni öpmesi çünkü. O gün Türkiye genelinde elektrik kesintisi oldu bütün bir gün. Adliyedeki olaylar da cabası. Ortalık nasıl karıştı nasıl… Malum, 31 Mart, vakayı vakvakiye. E avak yerekşapti cenaze, tadından yenmiyor zaten… Cenazendeki onlarca din adamını da düşünüp tüm bunları liste halinde sıralayınca da, senin bizle dalga geçmeye devam ettiğin aşikar. Yaptın yine yapacağını Sarkis…

Ha bu arada, o hafta benim bildiğim 5 cenaze vardı, bereketine kurban… Bir de imansız derdin kendine… Peki, gün boyu yağan yağmurun, yürüyüş ve defin sırasında nasıl bıçak gibi kesildiğini, tüm gün kesik olan elektriğin, biz eve girer girmez geldiğini sen açıkla o zaman, görelim…

Ben sana sitem etmeye devam ediyorum. Abi, bir insan kıtalararası boyutta herkesleri yıllar yılı gezdirir de kendi kızına niye çok görür bunu? Lan daha Hayastan‘da Hrabarag‘a gidecektik, metroya binecektik… Sakar bir şapşik olabilirim, ama biliyorsun analitik zekam fena değildir, severim de toplu taşıma araçlarını… Eh kısmet değilmiş diyelim bunu da böyle geçiştirelim.

Baron Ayvaz nasil? Baron Gobelyan? Orda da buradaki gibi hurileri şapur şupur öpüyorlar mı? Sen de firça kayıyor musun? Hrant’a Nora’yi Nare’yi anlattın mı? Saren’i? Giderayak ben değil, o yanındaydı çünkü… Hem, benim de gelininden aşşağı kalmadığımı, ikinciyi yaptığımı biliyor mu? Bak, o bilir, şimdi benim bir kızım bir de oğlum var. İlerde onlar evlenirse iki kızım iki de oğlum olacak otomatikman. Müstakbel dünürlerimin çocuk sayıları aynı şekilde artacak. Kısmet olur da evlendikleri de ermeni olursa çoğalacağız, aynen böyle anlat O’na. Bu arada Hrayr Dayday seni karşılayıp işkembeci Boris’e götürecekti bol sarımsaklı iskembe yemeye. O da pankreastan gitmiş ama senin gibi her boku bilmiyormuş, anlatma üzülmesin. Hem sen kanserden değil, emboliden gittin, o da ayrı.

40ına gelene kadar çok badireler atlattık aslında sensiz ama bir o kadar da seninle. Hep bizimleydin sen, gönderemedik seni yanıbaşımızdan. Henüz bir çöp bile atamadık. Eşyalarına dokunamadık bile. Gözlüklerin, kulaklığın, cüzdanın, minik minik notlar alıp biriktirdiğin kağıt parçaları herşey yerli yerinde hala. Komodininin üstündeki kitaplar tozlanmış, Dukan amca babalara gelmiş, sen onsuz 20 kilo vermişsin ama kitap duruyor. Hiçbir şeye gitmiyor elimiz, gidemiyor. Sürekli bir bahane üretme halindeyiz. Çocukların yanında olmaz, bugün ayın bilmemkaçı olmaz, bugün misafir var olmaz, bugün başım ağrıyor olmaz… Gardroptan bahsetmiyorum bile. Cesaretimi toplayıp çalışma masanı kurcaladım şöyle bir, günlerce kendime gelemedim. Onlarca kartvizit, bir sürü kitap, herbirinin birkaç sayfasını doldurabildiğin bir sürü ajanda, hiçbir sayfasını dolduramadığın 2015 ajandası, onlarca puro, kartonları açılmamış Avo’lar, aldığın notları temize geçirdiğin yemek tarifleri, ki çoğu da benden çalıntı… Ne yapayım, nerelere gideyim bilemedim bu anılar silsilesinden…

29 Mart 2015… Cenaze hazırlıkları…

Hani herşeyi kabullenecek insan eninde sonunda… Bildik bilmedik tüm özlü sözler, atasözleri, deyimler gelsin, vursun, geçsin, eyvallah da, önceki akşam Imc tv’de altyazı geçince bir tuhaf oldum. Hani alışmışız başka vesilelerle isim okumaya da, vefat haberini okuyunca… Tuhaf evet, tuhaf… Bir de saat olmuş 2:45, önceki geceden zaten sıfır uyku ve hala cin gibiyim. Ha o saate kadar ne yaptık? Gazete ilanı felan hazırladık. Ne kadar şahane… Ben başka şey yazacaktım aslında. Pek yetişemiyorum ama herkes sağ olsun, var olsun. Gelenler, arayan soranlar, yazanlar, okuyanlar… Kelimenin gerçek anlamıyla, kinayesiz, taşsiz, atarsız, var olun… Hafifletiyorsunuz… Ola ki ölümden sonra bir hayat varsa ve peder bey de yukardan bizi izliyorsa var ya, ne gülüyordur şimdi… Lan adam zadig haftası cenaze kaldırtıyor lan… Tam ağlayacağım, bir gülme geliyor ki sormayın gitsin…

Çörek örecektik, yumurta boyayacaktık, çılgın zadig faaliyetlerinde kendimizi kaybedecektik ailecek. Şimdi, ölü yıkıyoruz, cenaze kaldırıyoruz, kahve püskevit hesabı felan yapıyoruz. Ne demiş şair? “Babam sağolsun”… Sağ olaydı eyiydi..

30 Mart 2015… Yürek acısı…

2008 senesinde öğrenmiştim aile büyüklerimin acı hikayesini. Evet, ayıp. Ama malum kolej çocuğuydum, 90larda üniversite öğrencisiydim. Sarkis anlatmamayı uygun gördüyse muhakkak vardı bir bildiği. Evet, bilge bir adamdı. Babam diye değil, gerçekten düşünmeden konuşmayan bir adamdı. Zaten son günlerini de düşünmeye ayırdığından konuşamayarak geçirdi.

İşte taaa 2004’te yapılmış bir haberden dedelerimin acı göç hikayesini, babamın hiç masal dinlemediğini, duyduğu masalların aslında çart yaşanmışlıkları olduğunu 4 yıl sonra tesaadüfen rastladığım bir internet sayfasından öğrenmemin ayıbı da benim oldu böylece. Tam da bu sebeple, o göç masallarını öğrenmemi sağlayan Celal Başlangıç can’dır. Sayesinde anladım babamın, ben çocukken, kendi kaydettiği Zaruhi yayasının sesini dinlerken niçin ağladığını.

31 Mart 2015… O gün…

Epey bir süre heyecanla anlattı uzun uzun yeni yere taşınacaklarını. Sadece 1 sayı çıkarabildi yeni yerde. Taşınmak anılarını mı rahatsız etti, kendini kötü mü hissetti, eski yerde mi kalmak isterdi, vallahi sordum, defalarca, ama açık seçik, olumsuz bir cevap alamadım. Hiçbir olumsuz tepki vermedi. Taşınmayı da aylarca heyecanla anlattığında, çocuk gibi sevindiğinde, kitaplarının yeni yerde nihayet hakettikleri kıymeti bulacaklarından bahsettiğinde memnuniyet sezdim hep. Kötü bir tesaadüf belki, belki de tayin ettiği vade dolumunun taşınmaya denk gelmesi ilahi bir mesaj. Gerçekten bilemiyorum. Tek bildiğim, hayatının travmasını yaşadığı kapının önünden uğurlanacağını da göreceğimiz. Bugün saat 2de…

sas

5 Nisan 2015… Zadig

Hayır, ajitasyon yapmayacağım. “Sensiz ilk zadig” tragedyasına mahal vermeyeceğim, nayn… Üç yıl once bu günlerdi. İmanlıları kiliseye yolladık, biz de senle, ben senin yerine kurulup (sigara içebilmem için cam kenarında oturmam gerekiyor) ptt modunda ben laptopla geyik yaptım, sen de her zamanki gibi “civcivleri soğutmadan” bulmacalarını çözdün. Şimdi, gelen sayılı misafirlerle çörek-kahve-likörle seni anıyoruz. Eee ne demişler, sel gider kum kalır, sen gittin biz kaldık… Kalakaldık… Hem de ne kalma…

Neyse, imanlılar, de hayde, krisdos haryav i merelotz… Pari Zadigner…Yastayız diye Zadig kutlamayacak mıyız sandınız? Evimiz süslü, çöreğimiz taze, buyrun

merel

10 Nisan 2015… 80…

Kabul ediyorum, birbirine hiç benzemeyen ve hatta taban tabana zıt bir kare as idik. Ama ani gidişinin bize ilk öğrettiği, aslında kocaman bir bütün olduğumuz, ikincisi ise ailece büyük oyuncu olduğumuzdu. Hepimiz o kadar iyi oynadık ki, değil sen, biz kendimiz bile inandık oynadığımız role, o kadar yani.

Öğrenemediğimiz ise sensiz doğum gününü kutlayabilmek. O iki yudum Ararat konyak boğazımıza düğümlendi, anılarınsa kabusumuz oldu sensizken bir anda.

Bir şey daha öğrendik, hani zaten hep denir ya gidenin ardından, “daha yapacak çok şeyi vardı” diye, evet daha çok şey varmış yapamadığın. Daha doğrusu tamamlattıramadığın. 24 Nisan’da Dersim’e gidecektin, sonra karar değiştirdin, Hayasdan dedin; Zaruhi Yaya’nın kitabı vardı; Kürt Masalları “geç kaldı”; torunlarını getirmeye geç kaldım; adada mangala, Agos’ta daha çok çalışmaya ve daha sayamadığım çok şeye geç kaldık. Sen değil, biz geç kaldık aslında. Şimdi tüm bunların ağırlığını sırtımıza yükleyip, gittiğin yerde sen rahatken, biz burada o konyağın takıldığı boğazımızda kocaman bir yumruyla, göğsümüzün tam ortasına oturttuğun kocaman bir vicdan azabı yumağıyla kaldık ardında… Geçmişler olsun, vay gidene derler ya hani, şimdi “vay” hedef değiştirdi, vay kalana…

Geçmiş doğum günün kutlu olsun bakalım nasıl olacaksa…

aile

Sen gittin gideli bir Çarşamba havası var kalabalık ama bomboş evimizde.

Masamızda bir can, gönlümüzde bir sevinç, kulağımızda bir ses eksik.

Eksiğiz, fakiriz, busburuğuz biz sensiz.

Kapının zili, geç saatlerde karanlıkta sessizce açmaya çalıştığın kilidin, anahtarın sesi eksik.

Artık her günümüz bir çarşamba burukluğunda 7/24 sensiz.

Alışmaya çalışan başarılı olsun, biz başaramıyoruz sensizliği.

İyi ki doğmuşsun…

Dolu dolu 80 yılın kutlu, mutlu olsun.

Her neredeysen, umarım duyuyor, okuyor ve kızıyorsundur…

Özlemle…

bday

17 Nisan 2015

Ne güzel devam ediyor hayat demi ama? Adalar, modalar, buluşmalar felan… Ne demiştik? Mike mike işte… Bu kısa arada hala duymayanlar olmuş, bugün Sarkis’i cebinden arayıp kendisiyle röportaj yapmak istediler. Kibarca zor olacağını belirttiğimde telefondaki bağyan küstahlaşınca ben de artık konuşamayacağını söylemek zorunda kaldım. Allahtan bağyan kibarlaştı da ben de çirkefleşmek zorunda kalmadım.

Evet, hayat devam ediyor, hele ki bebeler için. Önceki gün parka gittik. Dün de beyefendinin hasret kaldığı tüm toplu taşıma araçlarıyla İstanbul turu yaptık. Gerçi baş dönmesi eşliğinde denizotobüsü sefası cefa oldu ama olsun, eğlenmesi gereken eğlendi, gerisi boş. Ara ara hazırlıksız yakalayan dibe vuruşlar olmayaydı eyiydi…

Gidişine çok hazırlıksız yakalanmanın etkisiyle mi, kabullenememenin etkisiyle mi bilemedim ama tanıdığı, bahsettiği, tanımadığım herkesi tanır gibiyim. Tanımadıklarımla da tanışmaya çalışıyorum. Bir arkadaşım mamasını kaybettiğinde demişti, kulağıma nasıl kazınmışsa aynı cümleyi tekrarlayıp duruyorum kendi kendime: “Eskiden şuraya gideyim, buraya gideyim, şu arkadaşla buluşayım diye çabalarken şimdi mamamın tüm arkadaşlarıyla buluşmak için çabalıyorum…” Bu kadar kısa bir süre sonra aynı hislerle debeleneceğim aklıma bile gelmezdi ki…

Zor gelen şeylerden biri de tek başına bir yerlere gidememek. Serde “erkeklik” de var ya, arayıp “hadi beni şuraya götürün” de diyemiyorum, olduğu kadar artık. Cumartesi Anneleri’ne bir kez gidebildim, yarından umutsuzum mesela… Ama 22si için gidişi garantiledim konsere… O ki 24 Nisan’da anamıyorum, ucundan yakaladığım kadar…

Neyse…

Hayatı devam ettirmeye çalışırken günler birbirine girdi… Sahi, bugün (de) çarşambaydı değil mi?

26 Nisan 2015, canına helva kavurma…

Hayir, her şey aklıma gelirdi de, her vesile ile kavurduğum helvayı bugün senin için kavuracağımı aklıma getiremezdim peder bey… Bol fıstıklı, bol şekerli, sevdiğin gibi… Ne severdin be helvayı… Şekerin yükselmesin diye yapmazdık canın çeker de şekerin yükselir korkusuyla… Kim derdi ki… Neyse…

Roboski’de bombalananlara, cumartesi insanlarına, Hrant’a, Anahid Tantiğime, 1915 kurbanlarına, herkeslere ama herkeslere kavurdum da bu kadar canım yanmadıydı, alacağın olsun Sarkis …!

 

28 Nisan 2015… 40a az kala…

Hani eskiden radyo dinlerdik… En sevdiğimiz şarkı genelde en az rastgeldiğimizdi ya, denk gelirse ne sevinirdik. Şimdi her an, her şarkı bir tık yakınımızda. Şarkıları özleyemez olduk teknoloji sayesinde….

O kadar da kötü olmamalı teknoloji. Uzakları yakın ediyor ya, hayal gerçek oluyor ya(!), yersen!

Birkaç ay önceydi. Hadi tam tarihini de söyleyeyim, Eylül sonuydu. Lozan’daki Dersim Hayları organizasyonu sonrası peder beyi alıp memlekete, bebelere getirmiştim. 3,5 saat boyunca yolda Dersim de Dersim demişti. Buraya gelince Zahide bize geldi. Uzatmayayım, “Sarkis Abi, 24 Nisan’da bir şeyler yapmak istiyorum, ne tavsiye edersin?” diye sordu. Sarkis Abi’sinin gözleri parladı birden… “Vallahi sizi bilmem ama ben Dersim’e gideceğim bu sene 100. yıl için, en anlamlısı böylesi…” deyiverdi. Gayet de kararlıydı…

Ömrü elverseydi, o gün çekilen videolarda, fotoğraflarda sakallı da olacaktı muhtemelen Takuhi’nin yanında yine birşeyler anlatırken kameraya takılacaktı…

Olmadı, yetişemedi…

28 Mart’ın üstünden tam 1 ay geçmişken, bedenen yokluğunun ilk ayını devirmişken tam, bir video çıktı karşıma… Elbette ki bir anlamı olmalı… Bir kısmı, faşist ilan ederken sosyal alemde, bir kısmı da çok sevdi kendisini Dersim’lilerin. Ne diyelim, imanlıların deyişiyle, toprağı hafif, ruhu şadolsun…

1 ayı devirdiysek 40’ı da yakın demektir…

1 Mayıs… 2015 Tabii ki…

Mesela, hiç online olamayan şu Skype hesabın var ya, acaip canımı yakıyor…

Ya da “Geçecek mi abi?” diye yazdığım canım arkadaşın “Zaman” diye cevaplaması, ne kadar canımı yaktığını bilemeden… Nereden bilecek ki, beni tanımıyor bile… Bizi bir masada içiren ben değilim, sensin çünkü… Demişse vardır bir bildiği, cahilse bile (ki değil, malum) yaşanmışlığı yeter cevabına inanmama… Sabır diyorsa vardır bir bildiği elbet, atarlanmanın bir manası yok, sus, kır kıçını otur… Hem ilk babası ölen ben değilim, farkındayım, ama babası ilk kez ölen benim… Siz de bunu farkedin de susun oturun lütfen!

Sustuğun hiçbir cümleden konuştuğun kadar pişman olmazsın.

En çok sustuklarımdan pişmanım gerçekten. Nasılsa iki hafta sonra gelecektim, o zaman söylerdim. Olmadı, yetişemedim. Çok şey vardı söyleyeceğim, anlatacağım, anlatacağın. Hangisinden başlayacağımı bilemediğimden sustum belki de ben. Nasılsa konuşacak vakit çok. En azından öyle sanıyordum. Cehalet işte ne yaparsın. Hem hangisinden başlayacağımı bilemediğimden, birinden başlasam diğeri kalacağından, birini anlatsam diğeri yarım kalacağından korktum, erteledim, sustum, kalakaldım öylece. Keşke sustuklarımı duyabilseydin…

Yayam öldüğümde tüm çocukluk anılarımı da onunla gömmüştüm. Eksik kalmıştım. İçimdeki çocuk yaralanmıştı. Sen gittiğinde ise… Öldü o yaralı çocuk. Seninle beraber gömdük kendisini. Diğer bir deyişle, büyüdüm… İnanması zor ama…

Hem, bir sürü is çıkardın başımıza ha, gül gibi geçinip gidiyorduk iste, iyiydik, bok mu vardı çekip gidecek? Daha Zarug Yaya hikayesi var yarım kalan, bitirdiğin ama bizim bitiremediğimiz Kürt masalların kaldı, torunları iki hoplatacaktın, ismi lazım değil, gıcık gittiklerinle didişecektin, pek aceleci davrandın be beybaba… Sen gittiğin diyarlarda Baron Ayvaz ve Baron Gobelyan’ı yanacıklarından sulu sulu öp bi. Sonra Hrant’a toruncuklarını anlat, boy boy. Zepür Morak’ı muhakkak bul, başını okşa, özür dile ölümünden bile bihaber olduğumuz için. Zaruhi Morak’a, Moris’e, 5tiv’e, Hampar’a, Barkev Dayday’a, Anahid Tantiğime, Hasmig Tantiğe, Sarkis Amca’ya, Mardiros Dayday‘a, Berç Dayday’a, Papiye, Araksi Morak‘a, Hayganuş Morak‘a, Yayalarıma, Metin’e, Berkin’e, kısacası herkeslere selam et, yanaklarından öp. Sırf bu yüzden, bu selamları iletebilmen için gönlümden imanlı olup ölümden sonra yaşama inanmak geçiyor, demedi deme… Ve hatta artık bir şey de deme, rüyama felan girme; gittin madem, gittiğin yerde bizi bekle… Çok bekletmeyiz seni merak etme, bu ara bir gidene bir beleş, kampanya var, herkesin de gelesi var, belli, darısı başımıza ne diyim…

10 Mayıs Pazar günü saat 12:45’te Şişli’de mezarı başında, anmak isteyenlerle buluşmak üzere…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s