The Cut Eleştirim

Standard

The Cut Eleştirisi Girizgahı

Öğretim hayatım boyunca bazı derslere karşı zaafım, bazılarına karşı da ciddi özürlerim vardı. Mesela ezbere dayalı sözel derslerde başarısızdım. İşin içine sayılar, hesaplar, yorum veya mantık girince kıvırırdım da, ezberlenmesi gereken şiir, savaş sebep/sonuçları, misal ilk türk halısındaki renkler, desenler, ay ne bileyim işte, içinde sayı geçmeyen şeylerde beceriksizdim. Bunun sonucu da netti: sınavlarda tüm bildiklerimi karıştırmak.

The Cut’ı izlerken bunu hatırladım. Spoiler olmaması için üstü kapalı bir-iki örnek vereceğim sadece. Misal, ben, coğrafyasını şaşırmış bir Gomidas gördüm o filmde. Bir de dönemini şaşırmış bir “Aşkale”. İzleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır. Gerçi benim The Sixth Sense filminin sonunu söyleyen arkadaşlarım var sinemaya gitmeden filmi piç eden, ama buna rağmen yine de susacağım. Filmde sanki tüm tarihi gerçekler, bilinen tüm tarihsel olaylar karman çorman edilmiş gibiydi. Hani sınavda sorunun cevabını bilmezsiniz de konu hakkında alakalı alakasız tüm bildiklerinizi yazarsınız da “hoca doğru olana puan versin” dersiniz ya, işte öyle bir şey.

Film büyük bir çalışma ürünü imiş. Saygım sonsuz. Açıkçası “Büyük beklentilerle gitmedim” desem yanlış olur, ki hayal kırıklığım da bundandır. Ancak bu, filmin uzun bir çalışma sonucu yapıldığı gerçeğini ve Fatih Akın hayranlığımı değiştirmiyor. Kevork Malikyan hayranlığımı da. Nitekim, bu filmde oynayabilme cesaretini gösteren Bartu Küçükçağlayan hayranlığım da arttı. Arsine Khancıyan’ın oyunculuğundan bahsetmiyorum bile.

Bir küçük eleştirim de mesela kuyudaki ölüler, çöldeki çadırlar vb sahnelere. Açıkçası bir film karesi olduğu çok aşikardı. Gerçeklikten oldukça uzaktı, bir yağlıboya tabloya bakar gibi baktım. Bartu Küçükçağlayan’ın sahneleri yüreğimi, kuyudaki çıplak cesetler sahnesinden daha çok dağladı, net.

Ha bir de keşke filmde ermenice duyabilseydik.

Filmin başrol oyuncusunun da Hakan Peker misali genç kalan gen sahibi olduğunu düşünüyorum, yıllar sonra dahi hala o kadar genç görünebildiğine göre, başka bir açıklaması olamaz bunun.

Sonuçta bir “Mayrig” filmi izlemiş, Henri Verneuil’le 1915 sinemasına girizgah yapıp Aznavour’un “Ils sont tombés”siyle yoğrulmuş bir nesilden de büyük beklentiler içinde olmamasını bekleyemezsiniz. Ama savunma da aşikar: “bu bir soykırım filmi değil”. Bu da hafifletici sebep sayılsın.

Şimdilik bu kadar. Gerisi ve diğer detaylar film yeterince izlenince gelecek.

20141207-164922.jpg

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s