Sen Gittin Gideli

Standard

DSCN0032

“Herşey aynı sen gittin gideli” gibi bir cümle kurmayacağım elbet, akışın doğasına aykırı… Aslında, her ne kadar değişim iyi bir şey olsa da, değişimin korkutuculuğu karşısında bazen “keşke herşey aynı kalsaydı” diye hayıflanıyor insan. Mesela, hani 19 Ocak’ı engelleyemedik, bari 23 Ocak’taki gibi kalsaydı herşey… O muazzam kalabalığın, aklıselimlere olmasa bile iyimserlikte tavan yapmış polyannacıklara hissettirdikleri kalıcı olsaydı…

Mahkeme diye anılan o sirkte olan bitene şahit olmasaydık keşke…

Her 19 Ocak’ta, aynı 23 Ocak 2007’deki gibi şöyle bir umutlanıyor kırgın yüreğimiz. Umutlanıyoruz eni konu, o muazzam kalabalığı, gözleri kinden, öfkeden çok acıyla dolu o güzel kalabalığı görünce. Sonra bir şey oluyor. Muhakkak oluyor bir şey. Ya faşist bir eylem, ya bir gaz bombası, ya bir mahkeme müjdesi(!) veya insanı ümitsizliğe iten, itmekten öte bildiğimiz yuvarlayan bir olay. O gözümüzdeki ışıltıyı gözümüze getiren güzellik, o kalabalık, o sevgi seli, yerini kocaman bir ümitsizliğe bırakıyor. O ümitsizlikle de yaşamak, göze tekrar ışıltıyı getirecek bir kalabalık, bir destek, bir olay beklemek de o kadar zorlaşıyor. Çünkü en az bir yıl beklememiz gerekiyor…

Bu arada sayende meşhur olup şanına şan, servetine servet katanlar oldu… Kimi sosyal medyada, kimi akademik kariyerinde, kimi özelinde, adınla, gölgenle bile basamaklardan tek tek tırmandı. Sen hayattayken yüzünü televizyonda bile görmemiş görmemişler “dost”unmuş aslında… Yıllarca köşelerinde “sevgili dostum Hrant”, “canım ağpariğim” söylemleriyle; kapına bile gelmemiş ama seninle sonsuz muhabbet etmeleriyle, ekmeğini yiyip adını kullanarak biryerlere geldiler. Ben şimdi onların götüstü oturmalarını bekliyorum. İlahi adalet var ya… Senin ne ketum olduğunu bilen dostlarının çoğu ise suskun biliyor musun? En iyisini onlar yapıyor aslında. Seni anılarında, özlemlerini yüreklerinde o kadar büyüttüler ki, sen artık olman gereken yerde zaten elindeki sopanla misyonunu başkalarına yüklemiş görünsen de aslında dağ gibi, taş gibi, Tûba Abla’nın da dediği gibi kocaman ve kuzu gibi gözlerinle durmuş seyrediyorsun olan biteni, kâh gülerek kâh üzülerek belki de…

Şunu da itiraf etmeliyiz ki öngörülerinde yine haklı çıktın. Senin o kendin kadar güvendiklerin var ya, hani “bak bunda gelecek var haaa, bu çok iyi çocuk, çok iyi yerlere gelir” dediklerin hani… Yanılmadın, hepsi pırlanta gibi büyükler oldu. Sen gidince çocukluk zaten bitmişti ya, şimdi hepsi de ateş gibiler, bak bak gurur duy… Gerçek.. Ha bir de sataşanları çok olan “arkadaş”ların var ya, hani her organizasyonda canla başla çalışanlar, isimlerini duyurmak için yırtınmayanlar, alenen söylüyorum, tanıdıklarım, tanımadıklarım, ki adını bile bilmediklerim var aralarında, can onlar can…

Ha bir de şu çoğalma mevzuu vardı hatırlar mısın? Hani, bir babanın bir oğlu bir de kızı var; öbürünün de iki oğlu… Bunların birinin kızı, öbürünün oğluyla hayatını birleştiriyor. Böylece bir babanın iki oğlu bir kızı, öbür babanın da iki oğlu bir kızı olmuş oluyor… Sayıca çoğalmasalar da yine de çoğalmış oluyorlar içlerinde ya… Bak o mantıksal olmasa da matematiksel gerçek de devamlılığını sürdürüyor. Biten çok şeye inat, sürüyor “çoğalmalarımız”. Malum, “çoğalın, çoğalın” diye az başımızın etini yemedin. Hatırlıyorum da, ikinci torun müjdeni aldığında tek torun sahibi baban yaşındaki, seni oğlu gibi sevmiş adama “ne haber? benimkiler ikinciyi yaptı seninkiler uyuyor… ” diye ne güzel sataşmıştın. Merak etme, onlar da ikiledi. Şimdi kocaman bir yokluk içinde çokluğun kırık dökük keyfini de sürmekteler.

Dedim ya bir sürü sevenin varmış da haberimiz yokmuş. Bir gece ansızın geleceklerin salyalı çığlıklarında yanında olan bir avuç insan hala yanında. Onlara onbinler katıldı inan, en yakın olanlar da onlar aslında. Yoksa senin “dostun” olduğunu iddia edenler değil. Herkes bilmese de biz biliyoruz, görüyoruz, sussak bile haykırıyoruz sessiz sessiz.

Kamuoyundaki bir avuç onbinler dışında medyatikler de çok sevdi seni. Ya da seni sevdiklerini söyleyerek medyatik oldular dersek daha doğru olacak. Onlar kâh Ağrı’ya tırmandılar, daha doğrusu indiler; kâh malum kaynaklarından beslenip “dost”un olduklarını iddia ettiler, en yakınlarına, yakınımıza kadar girdiler o kadar itelememize rağmen; kimisi de katilinle işbirliği ederek gözümüze soka soka timsah gözyaşlarını döktü bizimle dalga geçer gibi. Biz yemedik ama yine de iyi yedirdiler çoğunluğa, acılardan nemalanarak…

Yani demem o ki, biz sensiz, varlığınla çoğaldık aslında. Bizi eksiltmeye çalıştıkça kötüler, biz içten içe çoğalıyoruz, yine çoğunluk olamadan, azınlığın da azınlığı halimizle, yine de umudumuzu kaybetmemeye çalışarak, varlığınla, gülüşünle, fikirlerinle bize yol göstermeni umarak… Ki bizi ayakta tutan da bu umudumuz…

Ne diyeyim, hep bizimle kal…

One response »

  1. Sevgili Garine,
    Yakinmalarin da sevinmelerin kadar enteresan.

    Solugun kesilmesin diyorum.

    Anto Cingoz
    San Francisco

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s