”Hepimiz Tedirginiz”

Standard

hepimiz tedirginiz

Maritza Küçük cinayetiyle ilgi gören konu aslında daha eski. Sadece eskilerde sosyal medyanın gücü bu kadar değildi de bilmiyorduk. Aklımda kalanları, internette rastladıklarımı kısaca bir listeleyelim bakalım nasıl bir fotoğraf canlanacak gözümüzde, gönlümüzde…

Annig Seta Dikiciyan (74) 12 Nisan 2003’te evinde öldüresiye dövüldükten sonra banyosunda başörtüsü ile boğularak öldürüldü.

Araksi Alayan (73, emekli öğretmen) 6 Kasım 2002’da Bakırköy’deki evinde boğularak öldürüldü. Araksi Alayan dul, sağlıklı, yalnız yaşayan, kendi halinde, neşeli, komşu ve esnafın iyi tanıdığı hayat dolu bir insandı. Yurt dışında yaşayan 3 oğlu vardı. Komşuların çocuklarına bakar, her işini kendi görür, sevilen ve tanınan bir sima idi. Anlaşıldığına göre katil, eve zorlama olmadan girmiş. Muhtemelen (ve daha sonradan olayların detayları öğrenildiğinde emin olunduğu üzere) bir komşusu cinayeti işlemiş veya işletmişti. Oturup beraber kahve içmişler. Olaya hırsızlık süsü verilmesi için birkaç ziynet eşyası alındığı söylendi.

araksi alayan

Araksi Alayan

Hermine Açıkgöz, 5 Eylül 2002’de yine Bakırköy’deki evinde boğularak öldürüldü.

Hermine Açıkgöz ve Araksi Alayan’ın evleri 400 metre mesafede idi. İkisi de yalnız yaşıyordu ve en son Hermine Açıkgöz iki dairesini, yaşlılığını geçirmek istediği Ermeni huzurevine bağışlamak üzereydi.

Daha 2-3 yaz önceydi, Kınalıada’da, ismini vermeyeceğim, iskeleye yakın bir pastanenin sahipleri, kapı komşuları olan yaşlı insanları ölümle tehdit edip ‘bu evleri bizim üzerimize yapacaksınız, kovacağız sizi burdan’ diyorlardı. İlk ağızdan.

Takuhi Zaman Aralık 2000 ve Şubat 2003’te iki kez saldırıya uğradı. Biri Kurtuluş Caddesi’ndeydi. İkisi de yankesiciliğin had safhada olduğu mekan ve dönemlerde olmasına rağmen yazalım, kalsın.

25 Haziran 2002 tarihinde Kandilli Ermeni Kilisesi’ne bir saldırı düzenlendi. Kilise camları kırıldı, çanın halatı/zinciri kopartıldı. Aynı günlerde Getronagan’ın önünde bomba patlatıldı.

Vs vs vs…

* * *

Biz kendi aile tarihimizi 35imizden sonra tesaadüfen bir röportajdan öğrenmek zorunda kalmışız. Ne biz merak etmeye cesaret etmişiz, ne de aile büyüklerimiz bize anlatmaya…

Biz, askerde boku bokuna öl(dürül)en arkadaşımızın kiliseden kalkan cenazesine gittiğimizde, tabutunda onu öldüren devlete ait anlı şanlı(!) bayrağı görüp yutkunma eylemimizi bile cenaze sonrasina saklamışız…

Biz, özel bir kolejdeki öğrencilik yıllarımızı, farklı etnik köken sebepli bozuk aksanımız yüzünden sürekli (türk) müdür (baş) yardımcısı odasına yollanıp “Ne olacak senin bu halin kızım?” üzüntülü replikleriyle geçirmişiz. Bu (türk) müdür (baş) yardımcısı, her karne dönemi, tüm okul öğrencilerinin karnesindeki “Müdür Yardımcısı” ibaresini, buna üşenmeden 650 küsür kez “Türk” ve “Baş” ekleyerek düzeltirdi, nasıl bir ego tatminiyse… Onun egosunun tatmini bile tedirgin etmeye yeterdi aslında…

Çok sevdiğimiz(!) T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin her Kurtuluş Savaşı döneminde, Taşnak, Sütyun ve Hınçak hainlerinin eylemlerinin ve kökenlerinin boktanlığını ballandıra ballandıra anlatmaktan sorumlu ermeniler olarak hiç de tedirgin değildik. Dönem ödevimizde ermeni komitacıların masum türkleri nasıl kesip kafalarıyla futbol oynadıklarını yazmadık diye puanı düşürülen; sıra arkadaşımıza, tüm bu saçmalıkları dinlemeye zorlanırken “Madem biz kestik niye bu kadar azız? Niye benim dedelerimin hikayesi anlatılmıyor evde? Niye ben hiçbir akrabamı tanımıyorum?” diye sorduğumuzda duyan öğretmenin tam da bu sebepten “Ama bizim Sarıkamış’ta…” ile başlayan cümlelerine maruz kalan bir azınlıktık. Tedirgin? Haşaaa!

Eğlenmek için gidilen bir mekanda tesaadüfen bulunan, bir dönemin meşhur pop ve caz şarkıcısı ile o dönemlerdeki kankası, bugünlerin meşhuru, patlamış dizi oyuncusunun, klasikleşmiş “Fransa Ermeni Soykırımını kabul etti” şenliklerinden bunaldıkları için sahnede kara mizah yapmalarından çok sıkılmış olan bir ermeninin “ama ben de ermeniyim ve bu söylemlerinizi size yakıştıramadım, rahatsız oldum arkadaşlarımın arasında” demesini alaycı bir gülüşle “aaa öyle deme ama, ben ermenileri çok severim, birsürü ermeni komşum, dostum var benim”e bağlayıp (topiği dolmayı da çok sevdiğini söylemiş olabilir, geçmiş zaman, hatırlayamıyorum ama mideli bir kişidir, kesin seviyordur dolma, sarma, topiği felan), aradan sonra sahneden bu konuyu da edepsizce dillendirmiş ve tedirginliğe tedirginlik katmıştır. Ne de olsa koooskoca komedyendi o…

Beyoğlu’nda bir yaz günü, biriktirdiği üç kuruşla, bir doğum günü hediyesi almaya giden gencin, girdiği dükkanda “Nereden geliyorsunuz? ” sorusuna saf saf “Bakırköy‘den” diye cevaplamasına yanındaki arkadaşının bir çimdikle, kaş göz işaretiyle “sus lan” demesinin sebebi de tuhaf bir tedirginlik değil elbette. Yoksa niye merak etsin dükkan çalışanı kadın nereden geldiğimizi değil mi? Gelinen yerin aslında kime ait olduğu konusuna girmiyoruz bile daha…

Bir dönem yankesicilik ve hırsızlığın tavan yaptığı semtlerin başında ermenilerin en yoğun yaşadığı Kurtuluş‘un gelmesi; evine ya da komşusuna hırsız girmeyen semt sakini kalmaması; aynı eve değişik veya aynı hırsızların duble/triple yapması; evsahibiyle burun buruna gelip kafasını bile çevirmeyen, yüzünü saklamaya bile ihtiyaç duymayan hırsızın özgüveninin nereye, kime, neye dayandığını düşününce, hiçbir hırsızlık olayında parmak izine rastlayamayan polisin, tüm çeteleri en ince detaylarına kadar bilip bunu dillendirmekten hiç kaçınmamasının nasıl bir tedirginlik yarattığı, bu tedirginliğin haklı mı yoksa basit bir paranoya ürünü mü olduğunu da okurlara bırakmak lazım.

Çoğumuzun yaşadığı “sokakta bana mama deme sakın” öğütlerine rağmen ağız alışkanlığını değiştirmekte henüz kaşarlanmamış insan evladının bir anlık dalgınlığıyla ağzından çıkan “mama”nın nasıl bir çimdik morluğuna dönüşeceği gerçeği de tamamen paranoya, tedirginlik değil, haşa!

Netice itibarıyla, 1915, 6-7 Eylül, 1980, 2007 ve daha saymaktan bıktığım birçok travma sebebi olan biz azıcık azınlıkların birazının da “faili meçhul”e kurban gitmesi o kadar da büyütülecek bir şey değildir. Büyük sanatçı(!) Kayahan’ın da dediği gibi “alt tarafı ermeni” ne olacak ama değil mi? Yani demem o ki sayın okur, evet hepimiz tedirginiz. Ama bilinmeyen şu ki, biz hep tedirgindik, siz bunu yeni farkettiniz…

 

 

Meraklıları için: http://www.network54.com/Forum/215831/thread/1052379061/last-1052379061/Tip+of+the+ice-berg-

One response »

  1. YAZARI CANDAN KUTLAR, MINNET DOLU TESEKKURLERIMI SUNARIM. BEN ARAKSI ALAYANI COK YAKINDAN TANIRIM, TEYZE KIZIMIN KAYIN VALIDES OLUR. BIZ DE POLIS GIBI BUNU YAPANIN TANIDIK BIRI OLDUGUNU ANLAMISTIK. POLIS NIYE BU KATILLERIN PESINDE DEGIL, CUNKU ORTAK CALISIYORLAR. ALLAH HEPSINI MEZARLARINDA RAHAT ETTIRMESIN, BUNLAR NE BICIM MUSLUMAN, MUSLUMANLIGIN KARASI BULAR, ALLAH BELALARINI VERSIN!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s