Kadın Ve Adam – Affetmek (3)

Standard

Anlaşılan oydu ki adam kadını, ve muhtemelen kadın da adamı affedemiyordu. Kadının her densizliğinden sonraki özrü, özrünün değerinden eksiltse de her seferinde, adamın bu özrü, af dilenmesi, kadına yazdığı, hem çok içten hem de tek ve gerçekten yürekten bir özür olması sebebiyle çok kıymetliydi.
Ama kadın bunu da görmezden geldi. “affet n’olur” diye yalvardı adam. Bir “tamam affettim” bile gelmedi kadından. Okuduğunu biliyordu adam kadının… Hem mektubu yollamış, üstüne de sms’le cila çekmiş, kadından da cevap bile gelmişti anında… Adamın tüm çırpınmaları boşunaydı aslında. Kadın adamı silkeleye silkeleye bitirmeye öyle kararlı ve azimliydi ki, adam taş olsa duramazdı yerinde. Yine sessizliğine gömülüp adam, bekledi kadının daha neler yapabileceğini. Bu kadar kısa zaman adama o kadar uzun gelmişti ki, birkaç günlük suskunluk çok yıllık küskünlüğe öyle dönüşmüştü ki, taraflar bile şaşırmıştı buna. En azından bir taraf çok şaşkındı, bir o kadar da üzgün, kırgın. En çok da karşı tarafın, bildiğin ilkokul tadındaki “cezalandırması”, göstere göstere ortalıkta olup adama hal hatır sormak bir yana, bir selamı bile çok ve fuzuli görmesi; adam bir ses bile duyamıyorken kadından, geyiğin kralının ortalıkta fink atması; hadi ondan geçtik, çırpınan, sürünen adama bir sürüngen muamelesi yapması; bunu da muhtemelen kahkahalarla (veya en iyi ihtimalle umarsızlıkla uzaktan uzaktan ama aslında çok da yakından) izlemesi koyuyordu adama. Kendi sessizliği acıdanken, kadının intikam sessizliği bildiğin yıpratıyordu yüreğini adamın. Hem de ne yıpratma… Paçavradan hallice, yorgundan öte, bitkinden beterdi adam, en zoru da kimseye göstermeden…

Yaşadığı zorlukları bazen birkaç dakikada, bazen saatlerce; bazen susarak, bazen konusarak; bazen gülerek, bazen de anıra anıra ağlayarak anlattığı, ve her seferinde “iyi ki varsın” dediği, diyemediğinde hissettirmeye çalıştığı kadın, tüm bu içdökümlerini belli ki silmiş, kendi içdökümlerini, “bir sen biliyorsun, bir senle paylaşıyorum” diyerek (ve buna inandırarak adamı) anlattığı sırlarını sır etmişti. Bunun gerçekten dostluk olduğuna salakça inanan adamın da öyle zoruna gidiyordu ki bu tek’lilik… Kimseyle paylaşamamak, artık kimseyle paylaşamayacak olmak, güvendiği son kalesinin de yıkılması, sırtını yaslayabileceği, derdini paylaşmaktan öte derdini, sırlarını dinleyebileceği kimsenin olmaması o kadar kocaman bir yapayalnızlıktı ki adama… Ve bu kadının o kadar umrunda değildi ki, en çok da bu yaralıyordu çaresiz adamı.

Yalnızlığına kendi kendini mahkum etmesinden kadının yardım ve çabalarıyla vazgeçtiğini bilerek, kadının bilinçli, umarsız ve kasti yalnızlaştırma çabaları nihayet başarıya ulaşmıştı. O kadar yalnızdı ki adam, o kadar çaresizdi ki, hiçbir çaba yardımcı olamıyordu sızılarını dindirmeye. En çok da acısından nemalanan kadının aldığı keyf acıtıyordu canını, hem de ne acıtma… Kanayan yarasına tuz basmıştı kadın bilerek, isteyerek ve hiçbirşey hissetmeden, ki bir dosttan en beklenmeyecek davranıştı bu adamın gözünde ve gönlünde. “Hayır, bu kadar paylaşım boşuna değildi, bu kadar hergünü beraber başlatıp birlikte sonlandırma koca bir yalana dönüşmüş olamaz” dese de adamın yüreği, tüm olanlar, bu yokluk ve vurdumduymazlık herşeyin boş olduğunu ispatlarcasına seriliveriyordu adamın önüne. Ve bu hislerle, veya hissizlikle yaşamaya çalışmak mümkün olamıyorken, günü kotarmak bile imkansızdı adam için. İşte bu haliyeti ruhiye içinde çırpınan adam günü bile kotaramazken günler kendi kendine geçiyordu hızla ama adam için bir işkence tadında…

Geçmişler olsun adam sana…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s