Sonsuz Mutsuzluk

Standard

Konu yine aynı. Temcit pilavımız dost(suz)luk, arkadaş(sız)lık yine yeni, hatta epeski ama yeniden “ben buradayım” diyor utanmadan, sıkılmadan…

Günlerdir yazıp yazıp siliyorum. Yollamadan çöpe atıyorum yazıp sildiklerimi. Ama ne yazık ki yaz(ma)dıklarımın vebali el kadar günahsızların sırtına yüklü. Yaşadıklarımı bal gibi bilmesi gerekirken bilmeyenler, bilmek istemeyenler, bilip de köşesinden “vay be ben neymişim be” diyip kasıla kasıla gülenler; bu vebali sizlerin sırtına yüklüyorum! Haketmeyene yükselen her desibelin ağırlığı sizin sırtınızda kambur olsun hatanızı anlayıp telafi etmeye çalışana dek. Kuru bir özürden bahsetmiyorum; çünkü bazen, özellikle de bu gibi durumlarda özürün telafi yetisi sıfırlanıyor. Olanla ölene çare yok ya, bu yaşanılanların da telafisi yok işte. Bendeki bu boşluk hissinin, acısını çıkardığım günahsızların duygu yıkıntısının telafisi olmadığı gibi aynı…

Mutsuz somurtan bir buldog köpeğine benzeyen şu ifadesiz suratın gülümsemeye meyillenmesi ne kadar imkansızlaşıyorsa, şu ruhun sağlığına kavuşması da o kadar engelli artık… Vebalini boynumdan atıyorum, o dolanacağı boynun muhatabını biliyor zaten.

Sanki hayatında bin yıldır varmış gibi hissettirenler, bir günde gidiverince hissettirdikleriyle, hislerinle dalga geçerek, yaşa(yama)dığın binlerce anı sanki bir günde tuzla buz oluveriyor. Sonra bir bakıyorsun ki elde var bin yıllık yalnızlık. Koy nereye koyabilirsen elinden…

Kiminin yazdığı kelimeler yaralarken, kiminin de esirgediği bir günaydını acıtır yaralı ruhunu. Sen onu cezalandırırken kendince, aslında kendine kesmişsindir cezaların en can yakanını. O seni yokluğuyla cezalandırır, sen kendini onun varlığıyla…

Hoşçakal’lık bile bir hukuk kalmamışken, elveda dersin içten içe, bu sefer sözde kalmayacağını bilerek. Çünkü O, nihayet dinlemiştir sözünü. Sen O’nu bırakamayınca O Sen’i bırakmıştır usulca. Suçu da sana atacaktır bir gün karşısına çıkıp da “niye” diye sorarsan, utanmadan, sıkılmadan; “ama başka seçenek bırakmadın sen bana, sen istedin böyle olsun, tüm kapıları kapadın bana” der kenara çekilir, aslında senin tüm kapıların açık O’nu beklediğini bilmenin ama sana bunu söyletememenin edepsizliğiyle…

Velhasılı kelam, dostluk, arkadaşlık bildiğim gibi bir şey değilmiş… Tanımda yanılmışım…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s