Gurbette Hasret

Standard

‎”Bu şehir güzelse, senin yüzünden.”

(Nazım Hikmet)


Gurbetin en can yakıcı yanı, nerede olduğunu unutmaktır. Hani, mesela yolda yürüyorum. Kendimi İstiklal’de sanıyorum bir an, dalgınlık işte. Öyle bir kalabalık da yok ama insan nerede mutluysa orada sanır ya kendini çaresiz kaldığında, kulağımda Erol Evgin, işte öyle bir şey diye şakırken, böyle bir kısır döngüde yaşamak. Özlemlerine yenik düşmek ve nerede olduğunu unutunca, yanından geçenlerin konuştuğu yabancı dili duymak, birden irkilmek ve acı içinde aniden nerede olduğunu hatırlamak. O ‘yabancı dil’ var ya, bir tokat gibi çarpar insanın suratına o an. Soğuk duş, beklenmedik bir anda gelen kuvvetli bir şamar, aniden güzel bir rüyadan uyanmak gibi.. Hani ayrılık, ölüm, yoksuzluk, hepsi birbirinden beter ama gurbette olan, hem ayrılıktan, hem cenazeye katılamadığı ölümlerden, hem yoksuzluktan ölür.

Yıllardır kabusum olan bir göl var yakınımda. Avrupa’nın yüzölçümü olarak en büyük gölüymüş… Yemişim lan diyesim var, diyorum da çoğunlukla. Bazen, karanlık bir sis düştüğünde şehrime, gölün karşı kıyısı sisler ardında görünmez olduğunda sevinirim deniz kıyısındayım diye çaresizlikten. Sonra o sisin vadesi dolar, kalkar. Bir yağmur yağar, sis dağılır ya da bir güneş açar, sis saydamlaşır birdenbire. Tam da o anda, güzel bir rüyadan uyanmış bulurum kendimi su kenarında. Deniz kenarında değilsin salak, baksana yosun kokusu bile yok. Etrafında bir lokma simit için dilenerek uçuşan martılar da yok, ayrıca simit hiç yok! Suda sakin sakin yüzüşen ördekleri karabatak mı sanıyorsun ey umutsuz romantik? Hem, şehir hatları vapurlarının düdüğü mü sandın göl teknelerinin bağrışlarını?

Yoruyor bu gurbet insanı. Gerçekten yoruyor, öyle böyle değil. Tüm bu hayal aleminden gerçek aleme dönüş yolculukları sonrası, insan dayak yiyip bir köşeye atılmış bir paçavra gibi hissediyor kendini. Hani, sevdiğinden ayrılmak zordur ya sevene, işte gurbet ondan da zor. Yalnızlık var ya, aslında bedenen yalnız olmak değil en acıtan. Yalnızlık, gurbette sevdiklerini arayıp da bulamamaktır. Güle oynaya gittiği gurbette umulmayan ve iyileşmeyen özlem yaralarıyla yaşamaya alışmaya çalışmak ve becerememek…Ansızın bir duygu öbeği sarar insanın yüreğini gurbette. Tarif edilemez bir his, yüreği sıkıştıran, insanı olmadığı bir yerde olduğuna inandıran.

İşte böyle bir şey…

*

Foto: Natali Boğosyan

One response »

  1. Garine ,sabah sabah okumus oldugum bu mesajinla kalbimin en derin kosesine gomdugum hislerimi uyandirdin, gozlerimi nemlendirdin,tuylerimi urperttin, geriye nasil gidecegimi ,gecmisi maziyi zamani nasil affedecegimi ,anlamaya cabaliyorum simdi.Zaten GOC dedin mi su gurbette yasadigim 40 yilin nasil gectigini arastiriyor ve sorguluyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s