Karmakarışık 1

Standard

Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?

Çok çalıştım;
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.
Daha önce de gitmiştim;
Ama böyle kalarak değil.
(Can YÜCEL)


Her gidişte daha tükenir insan. Her gidişte daha ümitsiz, her gidişte daha bir omuzları düşük çıkar yola. Gelişin yarattığı sevinç o kadar baskındır ki, o gelişin bir gidişi olacağını ancak gidiş günü geldiğinde, kemiğe dayanan bıçak eşliğinde hissetmeye başlar. Oysa çok geçtir. Bilet kesilmişken gitmemek olmaz. Oysa ne kadar kolay olurdu gitmemek…Kalarak gitmekten çok daha kolay olurdu en azından…

Zamanla alışılması gereken gel-gitler giderek zorlaştığında, insan ya yaşlandığını veya alışamadığını anlamaya, algılamaya başlar. Yaşlanmayı kabullenmek kolay da, alışamadığını kabullenmek o kadar da basit değil. Herkes bir yana, kendini bile alıştığına inandıran gurbet kuşu, işin aslının öyle olmadığını anladığında sonuç çok da iç açıcı olmaz. Zamanla, birarada yaşanılmasına alışılınca, azalması gereken acılar, zorluklar, hasretler azalmak yerine çoğalıyor ve insan bununla yaşamaya alıştığına o kadar inanmış oluyor ki, aksinin olduğuna yaşayarak bile inanamıyor.

Giderken kalmanın, gidememenin öznesine de seslenesi gelir insanın yine umutsuzca: ‚ben hep gidiyorum, sen hep kalıyorsun, ama bir resmin bile yok bende“…

* * *

Dibe Vurmak

Dibe vurduğunu sanıp, bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan.
(Charles Bukowski)

Bu gel gitler arasında, insan evladı, kötü gününde acısıyla yaptığı gibi, iyi gününde de sevincini paylaşmak ister. İyi günde laylaylom yaparken de çok insana dağılsın ister pozitif enerjisi. Tam da mutluluk ruhuyla bütünleşmişken öyle bir dibe vurur ki, nedendir bilinmez, nefesi kesiliverir. Yani herşey güzelken, tozpembeyken, tam da yoluna girmişken belki, öyle bir darbe yer ki, tam suyüzünü görecekken dibe yönelir istikameti. „Artık bu son, dibin dibi yok!“ dediğinde de kendi kendine, Bukowski yetişir imdadına. Velhasılı, öyle bir gün, öyle bir olay veya öyle bir insan yaşar ki dipte olduğunu sandığı an, farkeder ki cidden de dibin de dibi olabiliyormuş. Dipten dibe sürüklenirken,elini kolunu çekmişken hayattan, nefes almaya bile ihtiyaç duymaz insanoğlu ve bir şekilde uyanık anlarının azalmasını diler, en dibe vuruşun uykuda gerçekleşeceğine inanarak…

Bir de dipten dibe vurduranlar vardır ki, „canım“ dedikleri gün aslında „canın çıksın“ demek istemişlerdir de sen yanlış anlamışsındır. Yani aslında onlar (ki hep haklıdırlar) senin hangi dipte olduğundan bihaber, veya bilakis, pek bir haberdar, bakkal hesabı kuruşlarını hesaplayıp eylemlerinin, sana giydirmeye fırsat arıyorlardır hakaretlerin en hakedilmemişlerini. Ellerindeki kire bakmadan „aaa senin elin de amma pis“ diyen kendini akıllı sanan aptallar gibi. Aptallıkları yüzlerine vurulduğunda da tereyağı kesilirler bunlar suyüzüne çıkabilmek için. Neyse, bunlar hakkında yazmaya kaybedilen vakit ciddi israftır.

Dibe vurmuşken tam da, dibin dibini gösterebilecek insanlar var ya, yokolsunlar onlar! Sadece hayatımızdan değil, yeryüzünden!

İşte bu ahval ve şartlar altinda da Dickens yetişir imdada: „İnsan hiçbir yerde kendisinden iyi dost bulamaz.“

* * *

Sonsuz Mutsuzluk ve Mutluluk Oyunu

Bazen hiç tanımadığın birine kalkıp tüm hayatını anlatmak istersin ya… Sesine verdiği ses bir umut yeşertirken, gülemeyişine karşılık yüreğinden gelen bir gülumseme. hayata tutun(ama)ma çabana destek oluyor. Ama o bundan bihaber, o bundan uzak… Tam da bu ruh halinde hisseder insan aslında sonsuz bir mutsuzluğa mahkum olduğunu, ama gururundan mı, çaresizliğinden mi bilinmez, bunu öyle bir çabayla bastırır ki, kendi bile inanır mutsuzuğun sonsuz olmadığına veya daha da kötüsü, mutlu olduğuna.

Mutsuzluğu mutluluğa çevirebilecek şeylerden en mühimi, yarana merhem olanlardır. Ama kimine göre ise, yarasını iyileştiren merhem aslında başkasının yarasına sürdüğü, en azından sürmeye çalıştığı merhemdir. Biri, ‚senin varlığın benim için önemli‘ diyorsa, ve hatta bunu demekten öte hissettirebiliyorsa, işte bu duygu, o kişinin varlığının senin için teşkil ettiği önemden daha ağır basar. Yani, birileri için mühimsin, birilerinin yarasına merhemsin, birilerinin mutluluğunun sebebisin. Daha ne ister insan ki? Mutsuzken mutluymuş gibi yapmanın uzun vadede yaratacağı ağırlığı hafifletecek, aslında bir eğlence, vakit geçirme olarak başlayan ve zamanla seni ve karşındakini gerçekten mutlu, umutlu kılabilen mutluluk oyunudur. Sonunda mutlu olmak da var, mutsuz olmak da, ama daha da önemlisi, bir süre ‚birini mutlu edebilmek‘ var. Ve mutluluk oyununun kaybedeni olana kadar bile olsa, oyuncusu olmak bile kafi aslında…

* * *

Kalakalmak

Ve yoğun geçen bir güzel günün ardından, günün finalinin dramatikliği. Herşey ne kadar güzel allahım yarebbiciğim şeklindeki mutlu(ymuş gibi yapabilen becerikli oyuncu) maymun gülüşünün gözyaşına dönüşebildiği, aylardır tutulabilen çenenin ve asabiyetin dizginlerinin elden kaçıvermesi… Tüm mutluluk oyunlarının kâh başarı kàh başarısızlıkla sonlandırılıp artık mutsuzluktan gebermek oyununa geçiş faslı. Hem de öyle böyle değil, bildiğin gebermek… O kadar kocaman bir mutsuzluk öbeği ki boğazda düğümlenen, nefes almaya bile engel. O kadar kocaman bir umutsuzluk, pişmanlık silsilesi içinde ki hayat, geçiremediğin anda günü, geceyi, kalakalıyorsun. Yine dünya dönüyor, yine günler, haftalar geçiyor, sen kalakalıyorsun. Bir an gelecek yine dönmekte olan atlıkarıncaya atlayıveren yaramaz çocuk gibi atacaksın adımını hayata ama o ana kadar kalakalmış vaziyettesin. Kaçarı yok, gideri yok, geliri yok. Kalakalmış olmanın en dayanılmaz yanı ise hayatın yaşanmaya, dünyanınsa dönmeye devam etmesi. Yine çicekler açmakta, yine bir gün yağmur bir gün güneş hava durumu bile değişmekte ama sen kalakalmaktasın öyle… Issız, sessiz ve yapayalnız. Oyuncağı elinden alınmış ve bir daha hoç verilmeyecek çocuk gibi…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s