Sarkis Varbed ve Ağavni Mayrig

Standard


Atalarımız hiçbir sözü boşa söylememişlerdir. Bu yüzden de atasözleri çok önemli yer kaplar hayatımızda. Hangi dilde olurlarsa olsunlar, hangi yüzyılda söylenmiş olurlarsa olsunlar geçerliliklerini yitirmez atasözleri.

Bunlardan biri de ‚Kna merir, egur sirem‘ (Git öl, gel seveyim)‘dir. Pek severiz bu atasözümüzün gerçekliğini ispatlamayı her fırsatta.

Biz sevmeyiz pek kıymetlilerimize hakettikleri ilgiyi, değeri, saygıyı onlar hayattayken göstermeyi. Eğer şanslılarsa son günlerini, yoksa daha da sonrasını bekleriz ah vah etmek için. Bu yüzden de ölüseviciliğiyle arasında çok ince bir çizgi olur geç kalan saygı gösterimizin. Işte bunun içindir ki pek temkinli davranır gidenlere sevgisini, saygısını gösterirken kimimiz.

Sarkis Amca bir yıl önce aramızdan ayrilmadan zor günler geçirdi. Hastalandı haberimiz olmadı, yıllar önce Ağavni’sini kaybetti, çok azımız haberdar oldu. Ve bir yıl önce bugünlerde, O’nu tanımayanlar bile O’nu ne çok sevdiğini farketti(!). Uğurlanırken ancak anlaşıldı yine kıymeti, onlarca yıl sonra. Biz daha agu gugu derken, en heveslimizin, en umutlumuzun, en polyannamızın bugünlerde yeşertmeye çalıştığı dalları, O, gençliğinde zaten ekmiş, biçmiş, budamıştı bile. Şimdiki ‚solculuk’la yakından uzaktan ilgisi olmayan ‚gerçek‘ solculuğun Türkiye’deki temellerinin atılmasında hiç de küçümsenmeyecek role sahip Sarkis Amca’nın ölümü sevenlerinden başka bir de onu tanıma şansına sahip olamayanları üzdü. Belki seneyi doldurunca gidişi, ananlar daha da azaldı ama hayat hikayesini biraz bilenler, yazılı değil, gerçek tarihe şahitlik etmiş ve hem dile getirmiş hem de yazmış bu güzel insana son saygıda kusur etmemek için katıldılar anmaya. Ve eminim ki Ağavni’sine kavuşmak için son günlerinde ölüme ‚haydi gel artık‘ diyerek, ölecegi zamanı bile kendi belirleyen bu güzel insan huşu içerisinde kavuştu Ağavni’sine o genç gülümsemesiyle.

Ne demiştik tam bir yıl önce Sarkis Amca’nın ardından, daha aramızdan ayrılmadan 4 gün önce?

Sarkis Varbed (Usta), marangoz Sarkis, Sarkis Çerkezoğlu ya da Çerkezyan… Ayaklı ansiklopedi, yaşayan tarih, koca çınar. 93 yaşında bir heybetli adam O… Adam gibi yaşamış bir bilge, sıkı bir komünist ve en “kötüsü“ de pek bir Ermeni… Kimselerden duymadim ondan duydugum Adana Ağıdı’nı ben… Hem de baştan sona eksiksiz… O kadar Ermeni yani…!

Çok şey gördü o koca çınar bir asra yakın hayatında. Her fırsatta dile getirdi, kaleme döktü, sözlerine işledi yaşadığı acı günleri, acılarla dalga geçen gülümsemesiyle. Kah sağlam bir ağaca yetti kuvveti, kah sağlam bir insana. Bir türlü paylaşamadığımız şu dünyanın hepimize yeteceğini söyledi yıllarca ama duymadik, duyamadik, belki de duymak işimize gelmedi, öte yandan da duyurmak işlerine gelmedi kimilerinin. Çünkü O, yaşananların en canlı kanıtı, en diri şahidiydi. Bire bir yaşamıştı yazdıklarını, anlattıklarını. Bizim anlatılanlardan öğrendiklerimizi o yaşayarak görmüştü zaten. Ve O’nun sözünün başladığı yer bizim sözümüzün bittiği yer olacak herdaim…

Sarkis Amca, Varbed, son yıllarını maalesef yalnız geçirmek zorunda kalmıştı. Eşi, her güzel insan gibi aramızdan erken ayrılan Ağavni Kuyrig/Mayrig, 2000’de hasta yatağındaydı Agos’ta yılın annesi seçildiğinde.

„Kadınların Ağavni kuyriği, çocukların Ağavni mayriği evindeki işlerini yüzüstü bırakmış garibanlara yardıma koşmayı borç bilmişti. Neler yapmadı ki Ağavni kuyrik?

Doğu ve Güneydoğu kırsal kesimlerinde kalan Ermeni ailelerinin Istanbul’a göçü, Varto Depremi diye bilinen olayın ardından başlamıştı. Muş’un Varto ilçesini sallayan deprem aslında tüm yöreyi oynatmış, hareketlendirmişti. „Istanbul’da iş-güç vardır “ diyen, çoluk çocuğu toparlayıp kapağı Kumkapı’ya atıyor, Patrikhane Kilisesi’ne düşüyordu.

Yıl 1966… Bu insanların halini en iyi anlayan da kuşkusuz, kendi çocukluğu da yersiz yurtsuz geçmiş olan, günün patriği Şınhork Baba’ydı. Güvendiği birkaç insanı çağırıp kilise çatısı altında bir ‘Kağtaganants Hantsnakhump‘ (Göçmen Kabul Heyeti) kurmalarını istedi.

15 kişiden oluşan bu heyetin çalışmalarına destek olan bir de gönüllü kadınlar kolu vardi. Çalışmalarda göze batmayan, gerçekte ağır işler üstlenen kadınlar kolu, çalışmalarını daha fazla göç eden ailelerin çocuklarına yoğunlaştırdığından, kilise kompleksinin çatısı altında barınan ailelere nisbeten daha az ilgi gösteriliyordu. Tam da burada, semtin dargelirli ailelerinin kadınları devreye girmişti. Eski şaşaasını kaybeden Kumkapı, genelde esnaf, hatta yoksul ama gönlübol insanlara kalmıştı. İşte bu insanlardan bir grup hanım, ünlü Molataşı Caddesi sakinlerinden Ağavni mayriğin başı çekmesiyle muhtaç göçmen ailelerin yardımına koştular.

Ağavni mayrik ve yardımcılarının desteği maddi değildi. Onlar, kırsal kesimden gelip dil bilmeyen kadınlara dil olup büyük şehirde yaşamayı öğrettiler. Her gün ocak yakıp gariplere aş pişirdiler, çoluk çocuğu doyurdular.

Kadınların Ağavni Kuyrik’i, çocukların Ağavni mayriği evindeki işleri yüzüstü bırakmış garibanlara yardıma koşmayı borç bilmişti.

Neler yapmadı ki Ağavni Kuyrik? Nişanca Hamamı’ni kendi ‚fors’uyla kapatıp kadınları mı yunmadı? Sık tarakla çocukların saçlarını mı taramadı? Zaman zaman bacaklarının arasına sıkıştırıp başlarındaki bitleri mi kırmadı?

İran-Irak savaşında, Kuzey Irak’tan İstanbul’a kaçan turnalar da Ağavni kuyrikten nasibini aldı, birer ikişer değişik ülkelere uçmadan önce.

Tüm bunları yaparken ne kimseden emir, ne de izin almaya gerek duydu. Gerektiği zamanda gerekeni yapıp insanlara gönüllü hizmet götürdü Kumkapı’nın Ağavni mayriği.

Bunların dışında, cemaat hizmetlerine de koştu Ağavni mayrig. Kilisede madağ mı var? Yüzlerce kişiye sofra mı kurulacak? Koyunları haşlamak, suyuna pilav yapmak, ünlü zeytinyağlı yaprak sarmasını yardımcılarıyla kazan kazan pişirmek, tane tane irmik helvasını yapmak yardımcıları ile, Ağavni mayriğin asli görevlerinden biriydi. Kimler tatmadı ki onun yemeklerini.

Eğer muhasebesini yapmak imkanı olsaydı, bugün İstanbul ya da bir yığın Avrupa ve Amerika kentlerinde barınak kuran Anadolu insani kesinlikle Ağavni mayriğe borçlu çıkacaktır. Ancak alacak hanesindeki yüklü hesap onun hiç de umurunda değil. „ (*)

Bu satırlar AGOS’un 12 Mayıs 2000 tarihli sayısının 12. Sayfasından alınma. Yazı, o günlerde Surp Pırgiç Hastanesi’nde yatmakta olan Ağavni mayriğin anneler günü kutlanıp tez zamanda eski sağlığına kavuşması dilekleriyle sonlandırılmış. Ancak maalesef kısa bir süre sonra Ağavni mayriği kaybettik.

Rahat uyu Ağavni Mayrig… Sarkis Amca da yanında artık, rahat uyu…

(*) AGOS 12 Mayıs 2000 – Sarkis Seropyan

Fotoğraflar: Deniz Koçak ve Zakarya Mildanoğlu Arşivinden

 

Bu yazı 18 Mayıs 2012 tarihli AGOS gazetesinde yayımlanmıştır. (840. Sayı)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s