Gurbette Özlemek

Standard

Özlemek öyle bir nallet duygu ki, insan, sırf adı, hatta adı bile değil, konusu geçiyor diye aynı yazıyı defalarca okur, yollanan sms’leri arşivden bulup okuyup okuyup o anları hatırlar. Ergen sendromlarından olan, tüm buluşmaları not etme, tüm özel anları ölümsüzleştirmek için ezberlemek gibi faaliyetler kırklı yaşlarda ortaya çıkınca hatırı sayılır, maymunluk dozunda komik oluyor tabii ki. Yani elma-sevgi ilişkisine indirgenecek kadar basit bir özlemse bu, özlenen ne yapsın be kardeşim?

Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
Kırık dökük de olsa yanımda
Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda.
(Edip Cansever)

Photo: Mehmet Demir

Özlem, bırak sesini, nefesini bile duyabilmek için fırsat yaratma ihtiyacıdır.

Mesafeler iyidir, özlemi, özlemeyi öğretir; sevgiyi ‘O’nsuz yaşamayı, olduğundan daha da yoğun hissetmeyi, bazen susmayı bazen çenesi düşük olmayı öğretir.

Mesafeler iyidir, yokluğunda varlığıyla yaşamayı öğretir.

“Keşke yanımda yamacımda, yakınımda olaydı…” derken aynı zamanda “iyi ki yok, varlığı bu kadar işime yarar mıydı ki?” diye sordurur.

Mesafeler iyidir, çok sevmeyi, çok özlemeyi, kavuştuğunda sahiden sarılmayı öğretir…

Netice-i kelam olarak, mesafeler özlemi arttırır, pekiştirir ve anlamlı kılar. Allahaşkına, kim yanıbaşındakini özler ki?

Rüyanda görüyorsan onu, özlemişsindir.
Rüyanda görmek için yatıyorsan, sevmişsin demektir.
(Can Dündar)


Özlemenin gizli öznesi ‚birisi’dir genelde. Ve özlemenin dibine vurunca insan, adını duymak ister doyasıya. Resmini göremese de adının tınısı çınlar kulaklarında kulakları duymaktan yorulana dek. Yorulunca da ne çok özlediğini anlayıp şuursuz bir uykuya dalar insan. Rüyasında görür. Yeterli midir? Hayır. Özlemek için belki, ama sevmek için asla.

„Nereye kadar?“ diye sorar durur. Sonra bir şekilde, tüm şansını, sınırlarını zorlayıp ‚göresim geldi ya hu‘ der, atlar gider yanıbaşına. „Özledim“ diyemez ama özler için için. Dışı kimseyi yakmayan, içi özleyeni kor eden bir ateş gibi…Bir sarılmayla, bir bakışla, özlenen anlayacak özlemin ve özleyenin sınır tanımaz edepsizliğini sanır. „O“, anlar, anlamaz gibi yapar, ya şımarıklığından, ya kendini bilmezliğinden, ya gururundan, ya da kendini ve karşındakini bildiğinden. Tam da bu noktada „Dağları deldim geldim sana lan şerefsiz!“ diye haykırası gelir insanın; ama ya susar avaz avaz ya da bağırır sessiz sessiz.

Bazen insan öyle özlenir ki, özlenen bilse, yokluğundan utanır.
(Aziz Nesin)

Özlemin tavan yaptığı bir anda sudan bir bahane arar insan yazmak için, aramak için, duymak için. Bulamaz o boktan bahaneyi bile, koparıverir ipleri bir anda, arayıverir. Özlenen, ne kadar özlendiğinin bilinçsizliğiyle mi, bilinciyle mi bilinmez, ama konuşur da konuşur. An gelir yanlış soru yöneltir, an gelir çok doğru soruları bulup taşı gediğine koyar, bil(e)meden.

Ve sonuçta, özleyen özlemine mahkum, özlenen bihaber, veya haberdar ve gururlu olarak yaşam(ama)larına devam ederler…


Şubat‘2011

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s