Amacına Ulaşan Müthiş Örgütlenme: 6-7 Eylül Olayları

Standard

Tarihin kimi sayfaları, insanlığın bittiği yerde açılır. Kapanması gerekirken belirli bir müddet sonra, tam da bir oh çekecekken, gizli bir el oraya bir ayraç koyar ve birkaç onyıl sonra insanlığın pili tekrar tükendiğinde, o sayfaya geri dönülür, farklı bir provokasyonla ama aynı zihniyetle.

İşte tam da bu noktada insanlığın bitiş eyleminin de bir sonu olduğuna ve bir daha benzer olayların tekrarlanmayacağına inanmak gelir içimizden. Oysa nankör belleğimiz, nankörlüğünden mi yoksa ‚polyanna’lığından mı bilinmez, çok çabuk unutur ‚tarih tekerrürden ibarettir’i.

Sonrasında, hafızası zayıf şaşabilen beşer olmak mı daha kötü yoksa belletilmiş bilgilerle donanmış eğitimli cahil mi diye sorası gelir insanın bazen. Misal, anchorwoman’larımızdan biri, program konuğu 1955 çocuğunun, o yaşlarda camlardan atılan piyanoları, körfezden denize itilen arabaları, gayrımüslim komşularına ve evlerine yapılanları gördükten sonraki travmasına ‚gerçekten mi?‘  diye ‚gerçekten‘ şaşkın bir biçimde ağzı karış boyutunda açık sorunca, ‚gerçekten ulan gerçekten geri zekâlı‘ diye haykırası gelir ister istemez. Bu durumda elbette ki hafızası zayıf olmak daha hayırlıdır, alt tarafı ‚unuttum‘ diyerek geçiştirilebilir. Ama ya eğitimli cahillerin durumu? Onlar, meşhur dayatılmış eğitim ürünlerimiz, onlar birer prototip, onlar memleketimin ‚gavur’ şehrinde ‚gavur olmayan’a taş atar ojeli tırnakları, meçli saçları ve akan salyalarıyla. Veya eğer arkaları kuvvetliyse televizyon meşhuru olup akıl sahibi olamadan fikir sahibi olurlar!

* * *

 

Günümüzde bile utanmadan, arlanmadan, hala ‘bir grup çapulcunun başıbozuk eylemi’ olarak adlandırılabilen 6-7 Eylül olaylarının üzerinden yarım asır geçmesine ve sanal alemde bu kadar yaygın yazılıp çizilmesine rağmen, gerçekler hala kabul görmemekte. Bildiğimiz ‚vatansever yavru‘ların, 6-7 Eylül olaylarının yıldönümünde tepkilerini 1974 Kıbrıs çıkartması videolarıyla göstermeleri trajik, trajik olduğu kadar da komik bir olaydır. Tabii ki bir kısım ‚sanal tosuncuğun‘ eylemlerini ciddiye alacak değiliz, ancak bunlarin çoğunun hangi ‚büyük‘ gazetenin hangi ‚meşhur‘ köşe salyacısı‘nın (pardon yazarının olacaktı) okurları olduğu da aynı sanal ortamda gözümüze sokulmuyor mu?

Olayın tanıkları ve ‚kurban seçilen‘ taraf kanayan bir yaradan bahsederken, diğer taraf ‚kabuk bağlamış bir yara’dan bahsediyor. Hem, kaşımayalım ki tekrar kanamasın değil mi? Ayrıca dikkat edin, yüz yıl öncesinden bahsetmiyorum bile, sadece babalarımızın gençlik dönemine denk gelen bir yakın tarih sözkonusu.

Acılarla yoğrulmuş acısına acı katmak için şundan daha iyi bir psikolojik yıpratma yöntemi geliştirilemez: şahitlerin ölmesini bekleyelim, sonra bir belgeselle yırtarız! Ama unutulan şu ki, herşey yazılıyor, çiziliyor, anlatılıyor ve en önemlisi konuşuluyor. Olayların canlı tanıkları yanıbaşımızda hala ve onların toprak olmaları da daha uzun süreceğinden, bu olaylar 1915 gibi hasıraltı edilip, birkaç yıl sonra karşı atak şeklinde onyıllar önce kaydedilip özenle saklanmış ‚gayrimüslimlerin bize ettiği zulüm‘ videolarının ortalığa çıkması artık mümkün ol(A)mayacak! Olsa bile sallayan olmayacak! En azından biraz gurur, biraz onur ve akil-mantık-sağduyu sahibi bir toplumda yapılmaması gereken birşey! Ama gelin görün ki bu vandalizm, bu insanlık dışı zihniyet günümüzde hala mevcut. Nasıl mı? Hayır, 19 Ocak’a getirmeyeceğim konuyu. Bakın, Roni Margulies 4 Eylül tarihli köşe yazısında bir okur mektubunu yayımlamış, okuyalım görelim yurdum insanının bugünkü halini (*):

Öğleden sonra Rum köylerini ziyaret ettik. Adada meşhur olan Barba Yorgo’nun dükkânına sakızlı muhallebi yemeye ve yanındaki dükkândan da ‘madamın dibek kahvesini’ içmeye gittik. Grubumuzun rehberi Barba Yorgo’nun aksi bir ihtiyar olduğunu, grup kabul etmediğini, gelenleri kovduğunu anlatıp bizleri uyardı.

Barba Yorgo’yu görünce adamın ruh halini anlayabilmeye başladım. Doksan yaşını geçmiş dinç bir ihtiyar. O gözler neler görmüş, o kulaklar neler duymuş, o beden ne baskılar yaşamış acaba?

Nitekim Barba Yorgo bizi de kovdu! Aramızdan bazıları kafa tutup münakaşa etti kendisiyle. Aslında biraz empati tüm sorunları çözebilirdi.

Dönüşte bizim grubun Ordulu şoförü başka bir grubun Kürt şoförüyle konuşuyordu. Konu dönüp dolaşıp Barba Yorgo’nun davranışına geldi.

Bizim Ordulu, ‘Defolup gitsinler bu memleketten’ diyor, Kürt şoför de onu destekliyor. Sonra Kürt şoför konuşmaya başlıyor, ‘Bunların burada ne işi var, gitsinler kendi memleketlerine’.

Bizim Ordulu şoför en sonunda günün anlam ve önemini yansıtan bir konuşma yaptı, ‘Bu adaya bizim oradan iki kamyon eşkıya getirsek tek bir Rum kalmaz’ dedi. Kürt şoför de onu destekledi.“

* * *

Yani şimdi kim inanacak elli yıl önceki olayların bugün tekrarlanmayacağına? Daha birkaç hafta geçmedi mi İnegöl olaylarının üzerinden? Aslında ibret olacak birtakım sayılarla bitirmek istiyorum bu yazıyı. Ibret olur mu bilmem ama olayın vehametini en iyi özetleyen iki cümleyi özellikle koyultuyorum.

Son sözüm ise, pek inanarak değil ama en azından temenni ederek: unutmayalım, unutturmayalım ki bir daha olmasın!

* * *

Sayılarla 6-7 Eylül Olayları ve Sonrası (**)

Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven’in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara “ölü olmasın” emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven’e göre resmi rakamlara göre 60 olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir.

4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.

Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon – 1 milyar Türk Lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir. Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk Lirası cıvarında tazminat ödemiştir.

Zamanın gazetelerine göre asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır. Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs’la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59’u Rumlara aitken, kalan yüzde 17’sinin Ermenilere, yüzde 12’sinin Yahudilere ait olması, hatta dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânların bile saldırıya uğramasıdır.

Olayların başladığı saatlerde İstanbul’da olan başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine Sapanca’dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104’e yükseldi.

10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı istifa etti. Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşmış olsa da 12 Eylül günü Meclis’e taşınan olaylarda DP iktidarı komünistleri suçladı. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açıldı. Tutukluların çoğu Aralık 1955’te serbest bırakılır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, muhalefet lideri İsmet İnönü’nün, hükümeti ağır bir dille eleştiren ve gerçek suçluları takip yerine suçsuz vatandaşlara işkenceyle suçlayan konuşmasıdır. Menderes, bu konuşma için İnönü’ye, “Paşam vatan bu konuşmayı affetmeyecek” diyecektir. Dava beraatle sonuçlandı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı. 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamalarında olayların DP hükümetinin başbakanı Adnan Menderes’in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve cunta mahkemesi Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırıldı.

Dr. Dilek Güven’e göre:

Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri cezaevine girdi. Ama “Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz” deyince serbest bırakıldılar. Olaylar halkın üzerine kaldı. Çünkü mahkemede, “Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi” denildi. Kimse ceza almadı. İkinci dava Yassıada’ydı. Menderes ve hükümet üyeleri yargılandı. Bu davada da olaylar sadece hükümet üyeleri üzerine yıkıldı. Menderes, defalarca MAH yani MİT Başkanı’nın mahkemeye çağrılmasını istedi. Ama hep reddedildi. Olaylar aydınlatılmadı.

Olayların ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum Türkiye’den göç etmiştir. Rum nüfusun zamanla azalmasıyla Rumların ekonomideki etkisi zayıflamaya başlamış ve daha önceki azınlıklara yönelik eylemlerde olduğu gibi Türklerin sermayeye hakim olması hızlanmıştır. Birkaç bin Rum ise özellikle Mersin ve Tarsus’a yerleşmişlerdir. Zamanla kalan Rumların da büyük çoğunluğu İstanbul’u terketmiştir. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000’e düşen İstanbul’daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düşmüştür.

6-7 Eylül 1955 olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuştu. Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesiyle ve kendilerini güvende hissetmedikleri için, özellikle Rumlar yurtdışına göç kararı vermişlerdir. Nesiller boyu bu topraklarda yaşamış olan İstanbul’un gayrimüslim yerlileri, bu gibi davranışlar sonucu evlerini ve anavatanlarını terk etmek durumunda bırakılmışlardır. Ancak hükümetin o dönemde kabul etmediği olaylar 1998 yılı içinde bir meclis önergesi sırasında kabul edildi. Tazminat değeri olan 70.000 Lirayı vermeye hükümet yanaşmadı.

6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir.

“6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”

(*) http://www.taraf.com.tr/roni-margulies/makale-iki-kamyon-eskiya.htm

(**) Kaynak: Wikipedia

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s